18 Ekim 2016 Salı

Trolltunga


Lüksemburg'dan döndükten sonra Oslo'ya gitmeden son hafta içinde tüm plan programı yapmaya başladım. Sadece uçak biletim ve katılacağım workshop belliydi. Kalacak yer, naparım, nereleri görürüm diye araştırma kısmına başladım. Oslo'yu araştırırken karşıma Trolltunga çıktı. Önce bir gezi yazısı, yine sonra Ozan'ın blogundaki Trolltunga yazısını okudum. (İhtiyacın olan her bilgi orada var! Kesinlikle oku. Hatta diğer gezilere de mutlaka göz at!)

Normalde Oslo'ya Liz Koch ve Anna Verwaal'in workshoplarına katılmaya gidiyorum ve öncesinde 4 gün vaktim var. (Ayrıca anlatıp, paylaşmak istediğim mevzular!) Okuduğumdan beri başka bir şey düşünemiyorum. Gitmem lazım Trolltunga'ya. Hem tekim! Hem oldukça zor gözüküyor. Dahası zaten bana pahalıya patlamış olan Oslo seyahati üzerine bir hayli masraf demek ve en önemlisi büyük bir fiziksel challange olacak olması. Ozan bayağı anlattı. Her soruya/soruna da bir cevap/çözümü vardı:) 

Bu arada Trolltunga'ya gitmek için Oslo'dan Odda'ya otobüsle geldim. Sadece o yolculuğu yapmak bile yeterli kanısındayız:) Çünkü yine aşırı yeşil ve göl, dağ manzaralı fantastik bir yolculuk seni bekliyor. Onun için hazırladığım kısa video youtube kanalımda:)

Acaba turla mı gitsem diyordum Trolltunga'ya. "Odda'ya zaten gidenler sadece Trolltunga için gidiyor, otele gittiğinde gidecek olan birileriyle ayarlar gidersin" dedi. Gerçekten de öyle oldu. Otele giriş yaparken Jon ile tanıştım. Onu da tur fikrinden caydırdım. Yani kimseyi bulamasam da kendim tırmanma fikrine hazırdım artık:) 

Hava yaz mevsimine göre bir anda sogumuş benim gittiğim hafta. Odda'da artık off-season olarak bakılıyor. Oteldekilerin tutumu oydu yani ama bayağı tırmanan vardı, onu söylemeliyim. Önemli olan bu noktada soğuk ve havanın 19:00-20:00 civarında tamamen karanlık olacak olması. 

Trolltunga zirvesine 11km ve dönüş yine 11 km aşağıya. Ben Hotel Trolltunga'da kaldım. Odda'da başka yerler de var tabii bakabilirsiniz. Hatta Airbnb'den de. Ama benim kaldığım odam ve manzaram, dahası oteldeki kadının yardımları dolayısı ile kesinlikle tavsiye ederim. 

Sabah 7'de tırmanmaya başlamak üzere anlaştık. Taksi ayarladık 6:30'a. Otelden Trolltunga başlangıcına 15dk'da gidiyor. Off-season olmasından dolayı kahvaltı 08'de başlıyormuş ama benim için kahvaltıyı ayarlamıştı oteldeki Helen saolsun:) Erkenden düştük yollara. Taksi bayağı bir gecikti gerçi. Taksinin  telefonunu internetten bulup aradık ettik. Neyse yine planladığımız saatte başlayabildik. (Siz akşamdan ayarladığınızda taksinin numarasını not alın. Sabah recepsiyon kapalı oluyor ve kimse yok. Otelden çıkınca da geri giremiyorsunuz.) :)

Neyse başladık tırmanmaya. İlk 1 km inanılmaz dik ve yüksek basamaklar çıkarak geçiyor. Başladığımızda hava hala karanlıktı bu arada. Sonra 500 mt düzlük. Sonra hafif yükselerek ilerleyen yerler. Bir süre sonra 2 km sonrası artık inişli, çıkışlı oluyor. Kırmızı işaretleri ya da üst üste koyulmuş taşlar var, onları takip etmek gerekiyor her zaman. Rota çok belli kaybolmak zor aslında. Ama bizde şöyle bir şey oldu. hava aydınlandığında artık önümüzde de arkamızda da başka gruplar vardı. Öndeki grup, yolun inişe geçen sağ tarafı yerine, dimdik sol taraftan tırmanmaya başladı. Şimdi benim aklımda da yolun o km'den itibaren inişli çıkışlı olacağı var. Bir yandan Jon'u takip ediyorum bir yandan fotoğraf video çekiyorum:). İşaretleri görememeye başladım ve sormaya başladım. Öndekiler bayağı tepede oldugu için duyamıyorlar. Jon da bilmiyor en son ne zaman işaret gördük! Arkadakiler de bizi takip ediyor işin komiği. Bayağı koyun sürüsüyüz. Söyledim arkadakilere, onlarda göremiyor hiç işaret:) Neyse yan yana gelip baktık onlardan bir çocukla ve aşağıya giden yolun bizim yolumuz olduguna karar verdik. Nitekim öyleymiş. Rota orada ayrılıyormuş. Bir sürü rota var aslında. Sadece Trolltunga noktasına da gidilmiyor. Ama işte kırmızı boyalar ile işaretlenmiş T harflerini sürekli görüyor olmak lazım:) Kayboluyorduk! bir de aşağıdan gitmek için ikna etmek zordu sürüyü!:) Navigasyon yükleyebilirsiniz telefona, internet ya da hatlar çekmiyor ama. 

Bu arada yolda biz sabahın köründe ilerlerken dönenler vardı Trolltunga'dan! Mesela iki kız gece kamp yapmış. Tek bir adam da öyle. Bayağı soguktu diyorlar ama başarmışlar yani:) Bir dahaki sefere gidersem kalırım tepede diye düşünüyorum. Tabii bu vakitlere kalmamak lazım. en ideal zaman Haziran- Temmuz civarı. 

6km'den sonra Hardangerfjord manzarasıyla bir protein bar molası verdim. Soguktan taşlaşan barın da suyun da, yanımdaki kahvenin de tadı yok. Yapacak bir şey yok:) 10 dk sonra yoldaydık tekrar. Buradan sonra artık iyice rüzgar ve soguk bastırdı. İnanılmaz soguktu. Herhangi bir şeye benzemiyor:)

Ve zamanın giderek yavaşladığı saatler. Etraf sürekli mükemmelliklerle dolu bu arada, kafayı yiyorsun. Motivasyonun da yüksek. Tepeye iyice yaklaştın artık. Yerler kar, buz, yer yer çamur, kayalık. Etrafta bir sürü üçerli dörderli gruplar var artık önümüzde arkamızda. En tatlıları köpekleriyle gelenler. Çocuk ya da yaşlılar da var yolda! 

Bu arada tüm 11 km boyunda, dönüşte de herhangi bir tesis fln yok.(çok soran oldu) Sadece acil durum kabinleri var sıgınmak için. Bir de belki ilk 1-2 km arasında kişisel mülk oldugunu düşündüğüm bir iki ev. Ama o da şehre yakın zaten.  Ve yürüme yoluna da uzak. Yani tamamen hazırlıklı gitmek gerekiyor. Yeme, içme, giysi neyse. Ki o da ayrı bir süreç!

Bir şekilde vardım tepeye. o son metreler işte bütün yorgunluk, üşümeye rağmen inanılmaz heyecanlıydı. O hep gördüğün manzara nereden karşına çıkacak diye düşünürken orada işte! WAOW! Böyle bir şey yok. Uçsuz bucaksız bir güzellik. 

Normalde bu gördüğümüz noktaya geçip foto çektirmek için sıra oluyor. Herkesten duydugum, okudugum yarım saat civarı sıra beklendiğiydi. Ama hava o kadar soguktu ki, giden bir sürü kişi olmasına rağmen hep sadece 5-6 kişi oluyordu önünde bu sefer. Fotoğraf çektirip bir şeyler yemek için oturduk. Ama o kadar soğuk ki ne yediğim şeyin tadı var. Ne de dinlendirici oluyor. Hızlıca kalktık. Zaten geçe kalkmak istemiyoruz. Yorulduk. Hava soguyor akşam oldukça ve kararmadan inmemiz lazım. Fener de var yanımda ama yeterince zor olacağı için bir de onla ugraşmak istemiyoruz. 

Tepede yarım saat kalmışızdır maksimum diye tahmin ediyorum. Sonra fotoğrafların istediğim gibi olmamasına rağmen bir daha çektirmek için hiç motivasyonum yoktu. (Zaten iki kere denemiştim artık:) Gerçekten çıkana kadar elinde sürekli makinalar fotoğraf, video çeken ben, attım her şeyi çantaya. Hayatımda o kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. 

Ruh halim çıkarken yükseldiği gibi dönüşte de inişe geçti bayağı. Artık kulak vermesem de şikayet sesleri yükseliyor vücudumdan. Ayağımı sıktı ayakkabım, gevşek bağlasam bileğimi burkcam, sıksam canım acıyor. Dizim koptu gitti zaten. Müthiş ağrıyor. Donuyorum! Ha bu arada Daha Oslo'ya gitmeden hastaydım. Burnum tıkalı, öksürüyorum fln:) Tüm bu şikayetleri kendime bile dile getirmiyorum inişte. İşte vücut zorlanınca beden bır bır konuşmaya başlıyor. Dikkatim başka yerlere gidiyor. Hemen nefesime dönüyorum! Bu macera sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlayıcı bir şey bu yüzden. Ve gerçekten gitmeden anlaması çok kolay bir şey değil. Neyse bu işin ulvi, yogik yanlarını bilahare yazarım:) 

Aşağı inerken de manzaralar ayrı güzel. Güneş daha eğik gelen ışıklarıyla ayrı güzelleştiriyor ortalığı. Ama çıkarken erimekte olan şelaleler, dönüşte don yapmış. Zaten irili, ufaklı taşlara dikkat ederk yürüyorsun. bir de her yer buz! Benim tahminimden çok  çok daha zordu! 

Tabii ki dönüş de inanılmaz güzelliklerle dolu. Yanımdan geçen keyifli gruplar, manzaralar, şelalelerden su içme keyfi, akıl almaz renkler! 

Akşam bitirip indiğimde artık normal düz yolda bile yürüyemiyordum. Taksi ile döneceğiz. Bizim telefon hatları çekmiyor. Lokal birilerinin cep telefonundan arayabildik. Gelmesi için de 20 dk bekledik. Zaten üşümüş ve yorgun haldeyiz. Açık hiç restorant ya da cafe yok. Ya da içine girip bekleyebileceğin sıcak bir kabin. Sadece içme suyu ve tuvalet olan alan dışında. O yorgunlukla artık yere oturup bekledim taksiyi.:)

Otele döndüğümde de kendimden geçtim artık yorgunluktan. Nasıl görünüyorduysam Helen duş almamı söyledi. Normalde check out yapmıştım ama aşırı yardımcı oldu! Ve ancak kendime gelebildim duş ve sıcak yemek sayesinde. Herhalde sokakta görsen para verirsin, o haldeyim.

Gece otobüsüyle geri dönecektim. Lobide biraz uyudum. Ama 11de resepsiyon kapanıyor ve seni otelin dışına alıyorlar! Odda merkezde istasyonun dışında ya da otel dışında bekliyorsun! Helen bize yorgan verdi dışarda beklerken örtünmemiz için. Giderken bırakırsınız dedi:) Bayağı komik:) 

Bir hafta öncesinde hayatımda yeri olmayan Trolltunga, planlarımın arasına girdi ve 2016'yı hatırlamaya değer kıldı! İlk adımı atıp gidyorum demek bile meseleydi! En en en çok zorlandığım ama yaptığım en güzel şeylerden biriydi. Tüm bu sözcükler çok anlamsız, Orayı harflere indirgeyip saçma limitler koyuyor olan bitene. Ama aşağı yukarı böyle.

Çok daha fazlası için bir video hazırladım. Youtube kanalımda izleyip abone olursanız oldu bu iş!:) Paylaşın. Sorun. Çok detaylı yazmadım(!) ama ilk soruları cevaplamıştır diye umuyorum. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake