6 Ekim 2016 Perşembe

Clervaux


Clervaux fotoğrafı, dönerken uçakta çektiğim bu fotoğraf olsun istedim. Bana soruyorsunuz "Niye Lüksemburg?", "İlginç tercih" , "Gidelim mi Lüksemburg'a, tavsiye eder misin?" Gitmeyin! Ben baya beklentisiz geldim buraya. Kafamı dinleyip, yeşil, minimal bir ortamda kendi başıma kalmaya. Cidden, daha öncelikli gidilecek bir sürü yer tavsiye ederim. Özellikle haftasonu için kaçış planları bol cebimde. Ama benim için süper iyileştirici, dinlendirici bir yolculuk oldu. (Hem de bir sürü hastalık maceralarına rağmen) 

Şu girişi okuyup "Tamam gitmeyin dedi", diyip kapatmayanlarla devam edeyim maceralara. Baya düşündüm emin olmak için: bu benim ilk tek başıma tatilim. Daha önce arkadaşlarımın yanına gidip kaldığımda işte çalışıyor, okuyorlarsa gündüz çok yalnız gezdiğim oldu. Ya da iş için gittiğimde yine tek başıma kalıp, gezdim. Ama illa ki birileriyleydim hep sonunda. Bu tamamen kendimi başıma. Bu soruya da cevap: hayır hiç sıkılmadım. Harika vakit geçirdim.

Clervaux küçücük, Beşiktaş Çarşı kadar bir yer. Lüksemburg'un kuzeyinde. Çok hoş tren yolculuğu yaparak geldim buraya. Yemyeşil ormanın içine gömülmüş, pek sıcak insanların yaşadığı bir yer. 

Şu manzara otel odamdan. Öğlen vardım buraya ve otele eşyaları atıp, bu köprüden karşıya geçip merkezine yürüdüm. (Dediğim gibi minicik bir yer) Ormanın içinde hafif sararmaya başlayan yaprakların arasında yürüyüş. 








      

   

"My favourite animal is steak!"
 

Bilmiyorum minicik bir yer diye heralde girdiğim marketten, oturduğum cafe'ye bir sürü insanla uzun uzun sohbet ettim. Ama bu tonton çift tüm Lüksemburg yolculuğunun en keyifli kısmıydı. Rhino Steakhouse & Pizzeria'ya gittim kaldığım iki akşam da. İlk gün restorant'ta yer bakınırken, kendimi yan masalarında buldum. Hemen konuşmaya başladılar benimle ve tüm akşam bu kıvamda geçti. Türkiye'de durumlardan haberdarlar; yan masadan, Clervaux'tan, senden benden bizden, her şeyden konuşulan inanılmaz eğlenceli ve doyurucu bir sohbet oldu. Böyle bir bakıyorum garson şarap getiriyor bana tontiklerden:) Ya da "Aaa tatlı ısmarlamadan bırakmam"lar. Bence evlat edinsinler beni.

Lux-em-burger'ini mutlaya denemek lazım! Ördek ciğeri ile bambaşka bir lezzet. 


Sonra sanıyorum Clervaux'nun en hareketli hafta sonuydu. Bir şirketin vesile olduğu böyle bir sokak partisi vardı, tek ve küçük meydanda. Hatta ertesi gün instagramda story'de paylaştığım canlı performans vardı sokakta. Onu da önce aşağıda, sonra da ikinci gün geçiş yaptığım diğer otelde odamdan dinledim. 

Yeşil+80ler &90'lar rock şarkıları çalan grup + Clervaux :)

 

Clervaux'un tercih nedeni işte bu trekking yolu olabilir. Yani işte buralardan geçerken bir gün ayırılır, öyle söyleyeyim. 8.5 km'lik bu yolda yine tek başımayım. 
O sabah kalktım, zaten Lüksemburg'a daha gitmeden fena hastaydım. O gece de hiç uyuyamamışım. Sabah gözümde arpacık çıkıyor! vs vs. Yine de hiç biri keyfimi kaçıramadı.
Otelden aldığım sallama çay ile gözüme pansuman yapıyorum.:))) Ve koşmasam da bari yürüyerek tamamlarım diye koyuldum yola.

Buraya gelmeme vesile olan Özgür bana bütün ayrıntıları anlattı, içim rahat.
"İnanılmaz güvenli bir yerdesin! İşte sarı okları takip edeceksin, 2 numaralı olan. Başka rotalar da var, karıştırma. Bazen sarı rotanın tabelasını görmüyorsun ama sen aynı dogrultuda devam et. Yol seni götürüyor." 
Arabayla sürekli gittiğin bir yolda artık çukurlarına bile hakim olursun ya, öyle anlattı bana. Gidince ne demek istediğini anladım. :) Güvenli de olsa ıpıssız ormanda çok ihtiyaç duyuluyor gerçekten. 

Harika manzaralar, sadece orman sesi. Fantastik bir gün oldu bu sayede.





Into the wild! 

 
Şekersiz glütensiz detokstan sonraki ilk pizzam. Muhtemelen çok başarılıydı ama anladım ki artık hiç cazip gelmiyor bana. Yine Rhino rest. #must !

Bu da tüm yolculuktaki modum...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake