7 Ağustos 2017 Pazartesi

Sevgili 31 Ağustos'taki Burçe

Add caption

Sevgili 31 Ağustos’taki Burçe,

Sana bu mektubu 41 derece sıcakta Kaş’taki güzel balkonunda yazıyorum. Sen okuduğunda bir arife günü olacak. Ertesi gün kira ödemen var.

Kim bilir nerede olacaksın. Kaş, İstanbul, İzmir? Kıyılardan herhangi biri?

Bu süre içinde kimlere aşık olmaya meyletmiş, kimlerle tanışmış, hangi arkadaşınla ilişkini derinleştirmiş, kimleri sığ sulara çekmiş olacaksın Allah bilir.

Acaba yaşıyor olacak mısın? Bu sabah göçüp giden, sana yine göçenleri hatırlatan Hüseyin Dayı biliyor muydu dün, bugün burada olmayacağını. Geriye çocukluk anılarını bırakacağını. Ben de bilmiyorum, sen “ol”acak mısın.

Asıl heyecanımı kabartan konu, kim bilir ne gibi yeni kararlar almış olacaksın. Olacak mısın? Hareketsizlik diye bir şey yok di mi? Bugünlerde hissettiğin şeyleri unutma. Hem üç ay öncesinden çok uzakta, hem de tam olarak üç ay öncesiyle aynı noktada hissediyorsun.

Kaş’a doğru yola çıkmadan bir on gün önce yazmıştın Kaş’ta bildiğin üç tanıdığa, gözünüz kulağınız açık olsun, Kaş’ta ev bakıyorum diye. Bilebilir miydin, tam bir sene öncesinde, tam da kıyısından açılıp açılıp “Şu evlerden hangisi benim olacak” oyunu oynadığın yerlerden birinde oturup bunları yazacağını? Oraya ektiğin dilek tohumu bir yılda yeşermiş. Üç ay önce yine Kaş’la birlikte izini sürdüğün diğer üç dört alternatiften buna yakın hissettin, atlayıp geldin. Olmadı tatil yapar dönerim dediğin eve ait hissettin ve tuttun evi. Tuttuğun gibi kaldın da.

Şimdi de kafan da bir sürü olasılık, bir sürü fikir uçuşuyor. Safi para kazanmak için yapabileceklerin var, en olası göründüğü için yapmaya meylettiklerin var, bir de “Napmak istiyorum, acaba bu benim yapmak istediğim şey olabilir mi?” dediklerin var. Umarım bunların arasına kurumsal hayatla ilgili opsiyonlar girmez.

Zaten seni bu düşünme sürecine sevkeden şeylerden birinin aldığın son görüşme teklifi olabilceğini iyi biliyoruz. Ne güzel hayır dedin. Bu üç ayda Linkedinden, oradan buradan seni arayan head hunter şirketlerine, firmalara verdiğin ilk hayır cevabı değildi. Umuyorum hep aynı cesarette uzak kalmaya devam edersin kurumsal zıkkımlardan. Remember why you started diyeceğim!

Yine atlayıp Kaş’a gelmeden iki hafta öncesinde hiç bilmiyordun olacakları. Yaşayacağın güzellikleri, duyacağın heyecanları, üzüntüleri, karşına çıkacak şansları, alacağın dersleri.. Bugüne dair (7 ağust), son üç aydır her gün evine dönerken ne kadar şanslı olduğunu düşündüğün anları hatırla. İşten çıkmadan bir hafta önce de bilmiyordun o Çarşamba günü istifanı imzalayacağın ve Cuma günü ayrılacağını. Altı ay öncesinde biliyordun ayrılacağını ama bir önemi yok, görüyorsun ya. İlk departman değiştirirken o sikko panoya astığın şu yazıyı da hatırla: “Take risks. If you win, you will be happy; if you lose, you will be wise.” Kimse pek inanmamıştı mutlu olacağına di mi? Sen kendine inanmıştın. Şimdi o inancı koru. Bul karnının içinde bir yerlerde, giy tekrar üstüne. Unutmazsın ama söyleyeyim yine de: Anneni babanı dinlemeJ İçinden geleni duyduğuna, dinlediğine kesin ve kesinlikle emin ol! Hep yaptığın gibi sor. Bir sürü kişiye sor, fikir al, dinle. Sonra bildiğini oku. Aklına yatanı, içini kıpırdatanı yap.

Kim bilir bu arada neler okumuş, görmüş, öğrenmiş olacaksın. Umarım karşına doğru zamanda doğru yerde çıkar hepsi ve sana yol gösterici olur.

Umarım cesaretle ve kendini hep yenileyen bir yaratıcılıkla, kendine rağmen kendin için en güzel adımları atıyorsundur. Ve bunun için ilham, şans, motivasyon ve güç bulabilmişsindir kendinde.

Karşına doğru yerde, doğru kişiler çıksın. Kalbinden, içinden geçenleri umarım takip edebilmişsindir ve bu senin kendini gerçekleyebilmek için doğru yere götürüyordur.

Neden oldu, neler oldu değil de, o gün oradasn ve o gün olanlarla uğraşıyorsun! Bunu unutma.

D. Hocanın dediklerini unutma sakın! Aklından geçen düşünceler, hissettiğin duygular.. Hepsi ama hepsi geçici. Sen bir nehirin kenarında bir banka oturup onları geçişini seyret. Ama onlar asla senin gerçek anlamda bir parçan değil. Ve o nehir de asla aynı nehir olmayacak. Bir sinema perdesinde tüm aksiyonun, filmin akışı izle. Ama makineyi durdurduğunda beyaz bir perde kalacak orada, unutma!

Kızdığın, küstüğün kimseler; korktuğun  fikirlerin akıp gidecek. İki gün önce çılgınlar gibi çalışarak yattığın zihnin, seni aynı şekilde uyandırıp yerinde durduramayacak kuvvetli argümanlar sunarken durabildiğin gibi dur. Ama yeri geldiğinde atla arabana sür yine nereye istiyorsan. Yeter ki kaçma, korkma.

Hiç olmayacak bir anda bir dostun sana sarılacak kolları, ihtiyacın olan vakti, ihtiyaç duyduğun ilgiyi, dinlemesini istediğin kulakları sunar belki. Paraya, yere, yurda ihtiyaç duyduğunda buradayım diyen, ağlanacak omza, gülünecek ana, kadeh tokuşturulacak tüm kalplere...

Of Burçe şu an sen de sıkıldın bu edebiyattan. Anladın dediklerimi. Hala bir şey olmamışsa da dursun bu yazı burada. Sen yenisini yaz, yeniden belirleyeceğin bir tarihe. Ama sorularıma içten cevaplar vermiş olarak. 

Yüksel ve neyin üstesinden geldiğine bak!
Ha bir de yeni bir öykü daha yazmış olursun umarım. Öpdüm. Bye.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake