2 Ağustos 2017 Çarşamba

Pardon Rahatsız Ettim


Korsan Mağarası
Benim bu sol ayak bileğimdeki ağrı geçti derken dün geri geldi. Akşam da iyice cozuttu. Yokuş aşağı yürürken ayak parmaklarım kaval kemiğime yaklaştıkça canım yanıyor, kaçınmak için topallayacağım neredeyse. Sağ alt kaburgalar da kendini hissettirmeye devam ediyor. Normalmiş, ben de hocamın dediği üzere yumuşak ilerliyorum yogada. Udiyaları yumuşatıp azalttım. Mayura yapmıyorum üç gündür.

Dün dalışa gittik. Burçin de ikna ettim dalmaya, ilk dalışı.. Güvercin Ada’daydık. Kendi dalışımdan önce maske değiştirdim, maskenin bir yerini düzeltiyoruz derken, harala gürele de ben maskeyi tükürüklemeyi unuttum ve öyle daldık! (Maske buhar olmasın diye tükürükleyip, bir güzel ovalıyoruz) 40 dakika boyunca buharlı maskemle uğraştım. Önümde dev bir kamplumbağa duruyor, ben kışın buhulanan araba camlarından yolu göremeyen yaşlı amcanın önce gözlüğünü, sonra elindeki bezle araba camını silmesi gibi uğraşıp duruyorumJ Uzattım neyse. İki tane kocaman caretta gördük. Ama kocamaaan. Biz el sallamış yanından geçerken birileri daha geldi ve hayvana sokuldu. O da kumda öylece takılırken rahatsız olup, kalktı ağır ağır yüzerek uzaklaşmaya başladı. (geldi yine tipini diyen Yiğit Özgür karikatürü gibi) Rahatsız oldu hayvan, üzüldüm. Buna pek hakkımız yok bence. Çıkınca sordum, Tansel’in dediği diğer grubun rahatsız ettiğiydi.

Sonra kayaların, deniz yeşilliklerinin arasında iki ayrı müren gördük. Bir tanesi bir orfozla birlikteydi. Dip dibe. O naparsa, orfoz onu takip ediyor, kuyruğunda hemen. Çok güzeldiJ Acaba müreni de rahatsız ettik mi biraz? Belki onlar da seviniyordur, aranmayı ve evine gelinmesini bekleyen anneanne, dedeler gibi. Bilemiyorum. Onlarla gidip dans etmemiz hoşlarına gidiyor olabilir bu balıkların.  

Bir yandan BC diye adlandırdığımız yüzerlik dengeleyici yeleğe kamçıyı(tüpten havayı yeleğe aktaran alet) düzgün bağlayamamış olacağım ki, arada yeleği şişirirken sıkıntı yaşıyorum. İki ayağıma birden girip duran kramplar da eh be dedirtse de genel iç sesim şöyle: Olsun, bu da böyle bir dalış. Güzelliklerin tadını çıkar, hep deneyim bunlar deneyim.

Dalış güncesine dönmek üzere artık notlarJ Ama değil. Aksiliklere ya da öğrenme/yapıyor olma sürecindeki tutum yogada nasılsa diğerinde de öyle oluyor. Ya da tam tersi.

Çıktığımda iyice yorgundum artık. Teknede son bir yılda yemediğim kadar bisküvi yedim bir da açlıklaJ Hazır dün glutene düşmüşken akşam rakıda da bulaştım yine.

Bu sabah yogamı yapana kadar bir saat mayışık geçirdim yine. Ayılmam için. Arada telefon kurcalamalı bir saat. Evet ayılmama yarıyor ama zihin doluluğunu hissettim yoga yaparken. Seçmek lazım işte. Bir de aşırı yorgundum. Sonlara doğru sanıyorum alkolün etkisi! ile yanmaya başlamıştım. Ama çöküşlü yanış. Sarpayı ve güneşe selamı üçer kez yaptım ama bittim artık.

Şimdi ben bunları niye anlattım.

Hayat işte böyledir, karşına ne çıkacağını bilemiyorsun, sürprizlerle dolu. Bazen olumsuzluklar da çıkar, takılma, devam et diye bağlayabilirim di mi. Halbuki size kıskançlıktan ve kıskanma duygusundan bahsedebilirdim. Her duygu gibi, aydınlatılmayı bekleyen bir yanımız da bu. Ya da şundan bahsetmek isteyebilirdim bugün: yoga ile insanın kendini tanıdıkça, etraftaki insanları gerçekten görmeye başlamasını, okumaya başlamasını anlatabilirdim. O zaman insanlar iyi ya da kötü olmuyor da, bu da böyle bir şey oluyor. Senin ona nasıl bir cevap, tepki verdiğin önemli oluyor. Bir yandan da yoga genel kanının aksine insanları “gevşek” yapmıyor. Ona hocamızın tabiri ile olgun şeftali kıvamını verirse ala! Hem pozlarda hem tutumda. Ne pörsük, yani çok gevşek, çiçek böcek kıvamı. Ne de kaskatı, ham, olmamış bir şeftali! David’in de derse bir ara bahsettiği üzere, kendini iyi anlatabilmek ve vermek istediğin mesajı net bir şekilde vermek de yoganın çıktılarından biri. Gel suratıma tokat at, ben sana diğerini de döneceğim demek değil. Şarvada elleriniz düz, diri olsun net olsun demişti Defne Hocamız. En sevdiğim yanlarından biri de budur hocamın, net. 

Serbest çağrışımlarımı okudunuz. Şimdi olaysız dağılalım. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake