4 Temmuz 2017 Salı

Bir Yoga Günlüğü II - Gün 9&10: Hüzüntü



Dün sabah, Pazartesi gece 3’te uyanığım. Uykuma verdiğim molalardan biri. Dinlene dinlene uyuyorum ben. Uyanıklığım bir saate yaklaşıyorken baktım horoz ötmeye başladı, sesi geliyor dışarıdan. Zamansız öten horozu? Belki de tam vaktidir. Şimdi uyusam 5te uyku arasında olup kalkamayacağım. Saatler 4ü gösterirken başladım yoga yapmaya. Önceki gece de içmemiştim yazdığım üzere. İyi geldi.

Bir his var, önceki günlerde de gelmişti. Samakonaasana’da eğdim başımı yere doğru. Burnum, genzim oralarda bir yerlerde hem bir koku gibi, hem denizde burna su kaçmış gibi bir hissiyat. Bir anısı da var bunun. Çocukluğuma götürüyor ikidir beni. Hatta dün, anne karnından yeni çıkmışım ve baş aşağı duruyormuşum da doktor popoma şaplak atmak üzereymiş gibi bir andayım. O an burnum ve genzimde ancak böyle hissedebilirdim! Yine tam bitirecekken uttanasana’da gelip yerini buldu aynı duygu ve hisler. Çok değişik. Çocukluğumdan beri hissetmemişim, o arada tamamen unutmuşum bu hali de tekrar hatırlıyorum.

Müthiş pürüzsüz zihin dalgalarımla bıraktım başımı uyudum. Sabah kalktığımda da çok iyi hissediyordum kendimi. Pınar’ın annesinin dediği “yap kurtul” geliyor aklımaJ Ayçacım da yazmış. Sabah kalkıp direkt motor sürmeye gittim. Sıcakta yine deli dana gibi motor sürdüm. Dün pek olamıyordu, bugün toparladım baya. Olacak sanırım, bakalım.

Sonra Oğuzcan’la İzne, Yeniköy gezinip Doğa Park’a kahvaltıya gittik. Oradan Düşler Akademisi'ne geçtik. Sonra yine Büyük Çakıl’a waterline yapmaya gittik. (Waterline'da ikinci günümde ipin üstünde iki adım atabildim. Tarihe not düşeyim:P ) Güneşi batırdık, doyamadım. Derken hadi rakıya.

Masada konu ölüm, kalıcılık vs giderken şuna geldi: “Ya ben öldükten sonra mezarım olmasın nolcak” 
Hayır dedim bence olmalı. “Bak işte kadınlar böyle bakıyor şlreıjrgseruh. Bence anı bırakmak önemli.”
Evet orası öyle. Gelgelelim ben babamı kaybettim 2009’da. Toplasan 24 saate sığdıracağım anım yok babamla hatırladığım. Şu anda da bir tek mezarı var. Geçen sene bir de teyzemi kaybettim. Anneydi bana. Oğuzcan hastanedeyken gelmişti mesela teyzemin yanına. Geçen sene tam da bu zamanlar. Canım teyzem nasıl mutlu olmuştu, ben de. Yani bol keseden sallayıp adlandırdığım dost değil Oğuzcan.

Neyse bunlar kafamda hızla uçuşup dururken başladım ağlamaya. Ama hüngür şakır ağlıyorum böyle çocuk gibi, sesli, salya sümük, histeri içinde. Saldım. Sonra kalkıp eve geldik. Yok ağzımla da içtim aslında. Öyle ağlayıp dururken uyuyakalmışım. Sabah kalktığımda rakı yorgunluğuna ek bir hüzün bulutunun içindeyim. Üstümde nasıl ağır bir yük.

Düşünüyorum: “Dün ne ağladım. Utanmam mı lazım acaba? Meyhanedekiler ne düşünmüştür acaba diye düşünmeli miyim? Bunları hissetmiyorum pek. Rakıda ağlamayacağım da nerede ağlayacağım? Ya da dostumlayken. Yok biraz utanıyor muyum acaba, emin değilim.”

Oğuzcan “Seni hiç böyle görmedim, keşke girmeseydim o konulara” dedi. Yok yahu dedim. Hüzün, üzüntü, her şeye yer var bence, olmalı? Beni üzdüğünü düşündüğü için öyle diyor tabii. Kayıplara üzülünür yani, bitti. “Her insanda insanlığın bütün halleri vardır.” (Montaigne-via defnesumanblogs)  ise buna da yer olmalı. Sen ne diyorsun canım sangha?

Üzülmenin, ağlamanın tabu olduğu aileler vardır ya. Geçen gün bir başka arkadaşımla konuşuyorduk. Dedesi öldüğünde arkadaşıma söylememişler mesela başka şehirde olduğu için. Üzülmesin diye. Nasıl yahu, insandan nasıl sakınırsınız bu yas tutma hakkını? Ya da böyle ortada kocaman dinazor boku vardır. Kokar. Ama üzeri örtülür. Üzülünmez, kızılmaz, hep etrafından dolaşılır, geçiştirilir. “Yok yok biz mutluyuz. Yok hallettik biz.” halleri. Bildiniz mi? Belki tanıdık gelen vardır aranızda.

Benim de annem küçüklüğümden beri ağlarken görse "Ay ben ağlayan çocuk görmeye dayanamam, ağlayan birine dayanamıyorum." diye çırpınır. Ağlamak yasssaaah arkadaşım! Yoga eğitmenlik eğitmi sınıfında bir arkadaşıma annesi "ağlama, ağlayınca çok çirkin oluyorsun" dermiş çocukken. Ve kız ağlayamazdı. Sınıfta öğrenmişti ağlamayı. O zaman çok iyi anlayabilmiştim arkadaşımı.  Ağlayınca gözlerim yeşil oluyor hem benim. Onu göstermek istemiştim memur bey!

Neyse işte o hüzün altta bir baz olarak devam ediyor bugün. Sabah yorgunluktan yapmadım bu sefer yoga. Akşama niyetlendim. Tüm 28günyoga süreçleri içinde belki üçüncü mü bu akşama kalan yoga? Bugün Ogo, Yunus, Anıl, kızlar gittik kahvaltıya yine. Sonra onlar geçti Adrasan’a. Ben kahve molası verip motor için enerji topladım tekrar. Eve gidip hüzün bulutunun içinde oturasım vardı. Bir yandan da işleyip pas tutmayayım istiyorum. (“Rolling stone gathers no moss.”)

Yok hüzünden kaçmıyorum. Kaçmamayı çok iyi öğrendim artık eski Burçe hiç öyle değildi tahmin edersiniz ki. Bahanelere takılıp motor için son çalışma şansımı kaçırmayayım dedim. Bugün iyice toparladım işte iyi oldu. Üzerine pilates derken ancak Oburus Momus’ta yazıyorum bu satırları. Akşam yogasını da azıcık dinlenip yaparım, atlamak isteyen zihnimi dinlemem.

Öykü işleri askıda duruyor hala. Ama glutensiz, şekersizliğe devam. Sabah yogası desen 2/10. Sizi Yıldız ablamızla bırakıp ayrılıyorum. Öptüm burnunuzdan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake