9 Temmuz 2017 Pazar

Bir Yoga Günlüğü II - Gün 14 & 15: Performans Kaygısı, Yenilgi & Başarısızlık Korkusu

Bahçe Balık-Kaş
Adrasan dönüşü İstanbul’dan arkadaşlarım geldi. Hepsi birbirinden can! Gelmeleri, kucaklaşma derken yattığımda 3ü geçiyordu saat. Sabah 5:30’da uyanıp kalkamadım yine. 8’de uyanmış, bizimkilerin ev hediyesi olarak aldığı yeşil seyahat matımda meditasyona koyulmuştum. Evde her yerde birileri uyuyor sessiz olmam lazım, attım kendimi balkona biraz da yazı okumak için.

Öncelikle uyanma timine kötü haberi bildirdim. Uyanamadığımı yani. Pınar bunu bir yenilgi olarak düşünmememi salık verince biraz rahatladım. Bir yandan da hocamın son yazdığı yazıyı yeniokumayı tamamlamıştım. Yine salya sümük.

Her paragraf ve cümle bir yere dokunuyor zira. Kamptan beri açıp ders notlarına, stana ve asanaların sıralarına bakmaya üşenir haldeyim. Yoga okuyup çalışmaktansa, birilerinin süzgecinden geçmiş deneyimlerini okumaya daha yakın hissediyorum, kolayıma geliyordu ya da. Hocam yanlış,eksik yapılan serilerin domino efektini anlatmış. Çaba ve teslimiyeti hatırlatmış. Bu “rakıyı içmek istiyor muyum, burada durmak istiyor muyum gerçekten” sorularını tekrar gözümüzün önüne koymuş.

Tekrar göz atıyorum da şimdi; neler vardı diye. Tekrar tekrar okuyacağım yazılardan. Sindirmek üzere bekletiyordum hem ikinci okumayı hem bugünkü yazımı yazmayı.

Bir yandan deftere yazmanın akıcılığı ışık yaktı bana. Severim. Hatta güzel, akıcı, kolay yazılan kalem bulunca almayı ihmal etmem. Attım dün plaj çantama defterimi ve kalemimi yeniden. Bilgisayarda yazmak daha az bilek ağrıtıcı ve daha hızlı geliyor bana da. Ama dediği gibi bir performans kaygısı mı acaba benim ki? Bak yahu sabah adını koyduğum şey değil mi bu performans kaygısı?

Evet n’oldu anlatayım. Oradan oraya zıplıyorum ama yapacak bir şey yok. Ortasından dalıyorum! O kurmaca içindi belki ama dur dur anlatayım.

Sabah kalktım 5te. Attım kendimi balkona yine. Bizimkilerin bir kısmı gece geç dönmüş yataklarında, kimi kaçaklar(!) ben balkonda yazmaya dalmışken balkondan giriyordu eveJ Ben sınav var diye hem içmedim, hem de saatler 12yi gösterirken külkedisine dönüşmeden evin yolunu tuttum. Neyse sabah dolunay etkisinden meditasyon da yapmadım. Çeşme’deyken yazmaya başladığım öykü çalışmamın üzerinden geçtim. Biraz düzeltmelerle birlikte yeni paragraf ekledim. Gece mi sabah mı, bir ara okumuştum whatsapp’tan Defne Hocamın yeni yönlendirmesini. Öykülerimize paragraflar ekleyerek, cümleler düzelterek ilerlememizi önerdiğini. Kurmacastana için çalışmalar başladı bende anlayacağınız.

Sanırım bir saate yakın çalıştım böyle, bu öykü üzerinde. Tabii arada dikkatim sağa sola kaymış olabilir.

Sonra gidip yattım tekrar. Sınav için uyandığımda yorgun ve gördüğüm rüyanın etkisiyle biraz sersem gibiydim. Huzursuz ama biraz da rahatlatıcı mı emin olamadığım bir rüyaydı. Tuğçe ve Elvan kalkmış, çay, kahve hazırlıklarına girişmişlerdi. Elvan’cım beni sınava göndermek üzere kahvaltı hazırlıyordu. Meyvem, kahvem, halim vaktim, haşlanmış yumurtam, yanımda götüreceğim meyvem. Sonra beni ağlamaklı görünce akupuntur yaptı bana.

Ne bu halim? Bu sınav ne idafe ediyor bana? Performans kaygısı mı? Düşündüm olabilir. Performans kaygısı bu. “Ben de hiç yoktur yaa” diye düşünüyorum zihnimin içinde. Ama bedenim öyle demiyor. Neyse dost eliyle rahatlamış halde çıktım evden. Koyuldum yola.

Sınavda çok iyiydim, her şeyi de yaptım. Önceki çalışmalarım sonuç vermişti ama KALDIM! Mıcır zeminde engelden kaçış bölümünden ani fren yapmaya geçerken ayağımı yere değdirdiğim için kaldımJ Fiziksel ortam mıcırlı, çakıllı! Kaş’ta sınavı TÜBİTAK hazırlıyor arkadaşlar!:))

Aman kaldıysam da kaldım. “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” (Samuel Beckett) geçiyor aklımdan hehe. Sınava girmeyecek bir şey de yokmuş. Öyle korkacak bir şey de. Ama eziyet işte. Her neyse. Hayatın bu dönemindeki bu önemsiz ayrıntı bendeki bir korkuyu hortlattı işte. Ona bakmaya zemin olarak göreyim bunu. Performas kaygısı, başarısızlık, yenilgi? Gönder gelsin ya. Napalım.

Yazma konusunda da var bu performans kaygısı. Hem de alası. Aşırı korkuyorum, cesaretsizim. “Motor sınavına hiç girmesem mi ya” diyen geçen haftaki Burçe vardı ya, günlerdir diyor ki: “Hiç yazmayayım ya. Ne çıkar ki benden. Yazıyorum yazıyorum bağlayamıyorum bir yere. Olmuyor.”

Sonra diyor ki hocam:“Anlattıkları tutarsız da olsa karışma.” Bunu sadece karakterlerime değil etrafımdaki insanlara da uygulamayı öğrenmem gerekiyor bir yandan. “Bırak, seyreyle.”


Yine yazıda bahsi geçtiği üzere, domino etkisinden nasibini alan bünye ilişkileri düzenleyemez, sınırları ihlal edilmiş, sevgiden değil korkudan hareket eder, hırçınlaşmış şekilde tembelliğe meyletmiş olabilir. Sonra uçlara savrulmaya açık hale gelmiş, Kaş’ta kendine deadline (tarih sınırı koymuş) koymuş bulabilir..

Şimdi Derya Beach'teki yazma köşemde sıyrılıp canların yanına gideyim. Akşam da rakımı içeyim. Canım hocam iyi ki varsın, sevgili sangha sen de öyle. Şükran, minnet ve sevgiyle. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake