6 Temmuz 2017 Perşembe

Bir Yoga Günlüğü II - Gün 11&12: Aklın İpleri


Salı günü (10.gün) akşam yogası yaparım artık diye niyetlenip yazıyı tamamlamıştım. Yıldız Abla mottosu yaptı yapacağını ve ben bu 28günyoga döngüleri içinde ikinci kez yogamı yapmadım. Diğeri yolculuklar arasındaydı (Kaş-Datça-Keova-Kaş-İstanbul). Sonra hocamın yazısını okuyunca utandım kendimden. Yıllar önce başlayan yoga serüveninden bugüne yoga yapmadığım gün sayısı bir elin parmaklarını geçmez diyordu. Pu dedim. Ancak geçtiğimiz bugünlerde istila halinde tatlı ve hamur krizlerimi durdurabildim. Bu da bir şey be abi.

Hafta sonu motor sınavı var ya, bahsedip duruyorum. Dün sabah yine erkene alarm kurup kalkıp yapamadım yogamı. Saat 8’e kadar bekliyorum. Gözler kapalı uykudayım ama zihnimde sürekli ne kadar erken yoga yapsam o kadar iyi durumu var. Ne uyuyabiliyorum, ne kalkıp yoga yapıyorum. Neyse kalkıp tüm seriyi titizlikle yaptım.

9’da Kaş’tan yola Kınık’a doğru yola çıktık tüm kurs ahalisi. 30-40dklık bir yol sonunda sınavın yapılacağı alana gittik. Amaç son sürüş çalışması ve alanı görüp tanımak. O da ne! Alan iğrenç bir yer. Mıcır bir zemin. İşaretler, çizgiler hiç bir şey yok. Bir hocanın “şöyle olması gerekiyor” dediğine diğeri aksini söylüyor. (Tamam tembel öğrenci zırıldaması da yapacağım azıcık.) Güneşte saat 13e kadar durduk. Gitmeden tüm grubu beklemem lazım. Çünkü trafikte süreceğimiz alanı gösterecekler hepimize. Rotayı ezbere bilmemiz gerekiyormuş. 

Manyak mıyız ya? Napıyoruz biz Allah aşkına? Bu sıcakta, burada neyi bekliyoruz? Ben bu ehliyeti alıp napacağım nolur biri bana anlatsın!

Son turu atacağım motorla. Ani fren yapma alanında, mıcırda(?!?) kayıp düştüm scooterla. İlk motor kazamı yapmış oldum. Dizler, dirsekler, ayaklar çizik,  ağrıyor. Her yerim toz, toprak. Doğru düzgün elimi yüzümü yıkmaya yer bile yok. Emrah’cım saolsun toparladı beni. Ama “biri de çıkıp demiyor ki, aga bu nedir, biz napıyoruz?” 

Çilem bitmedi. Millet börekler, topkekler, püskevitler yiyor. Ben glutene direniyorum. Öğlen olmuş, acıktım. Geriliyorum da. Zaten karnım ve belim ağrıyor. Bekledim ki rotayı göreyim. Sonra döndüm Kaş’a. Yani 4-4,5 saat orada durup 15 dk motor kullanmış oldum. Bir de kaza.

Oğuzcan Yunus’larla Adrasan’daki yazlığına gelmişti. Ben de bu saçma sınav hazırlığı için kalmıştım. Oburus Momus’ta yemek yiyip eve döndüğümde bitmiştim artık. Bir de uzun zamandır beklenen kırmızı çadır gelip günümü şenlendirdi. 

İki gün önce bahsettim, aklımın iplerini salmıştım. (Bkz: Hüzüntü) Şimdi o iplerin birini yaklaşan dolunaya, diğerini de kırmızı çadıra bağlayabilirim. Şarkıyı da son yazıya iliştirecektim unuttum. Artık bu trende ben de katılayım:) 



Eve varınca iki saatliğine sızdım artık bitkinlikten. Yola çıkmaya takatim de yok. Gitmesem mi derken Ogo’mun ısrarına hayır diyemedim. Atladım geldim Adrasan'a. Yine gün batımı ve şahane playlistim, müthiş manzaralarla kendimi yeniden yarattığım yolculuklardan biri oldu. #takethefakecakeontheroad !

Regl olup ve hocamın vurguları üzerine alkole de ara vermeye karar verince Adrasan’da water-line’dan uzak durmak  ve akşamki rakıya hayır demek icab etti. 

Oğuzcan’nın artık bana dediği (kendisi vegan): “Sen de beni geçtin. Gluten yemiyorsun, reglyim hareket etmeyeceğim, suya girmeyeceğim, içmiyorum.” :)

Ben ise bir şeyden eksik hissetmiyorum. Zaten o kadar keyifli ki Oğuzcan da, grup da. O kadar gülüyorum ki ve dolu ki dönen muhabbet, sadece yanlarında olmak için geldim. Tatmin ve tamamım şu an. Daha ne olsun? Yalnız müzikler çok güzel olunca rakı böyle bir fena göz kırpıyor akşam masada.:)

Kaş’ta en çok özlediğim şeylerden bu doyurucu zemin! Ancak sangha ve İstanbul’daki arkadaşlarla telefondan arayı kapatabildiğim durum. Cuma günü gelecek arkadaşlarımla bu “bar”lar dolar yine:) Kaş başka besliyor beni, diğerleri başka. (Buralara dönüp dönüp bakayım ben. Şu an böyle hissediyorum diyeyim..)

Bu sabah da 7-8 civarlarında uyanmıştım. Yoga yapmıyorum ama 28günyoga’dan biraz yazı okuyayım dedim. Pınar’ın deyimiyle köstebeklik yapıp çalışmalar yapsam daha iyi ama bana bu sangha’dan süzülmüş bilgiler daha güzel geliyor şu an. İşlenmiş bilgi. Ya da kolayıma geliyor bilmiyorum. Aslında biraz tembel olduğum ortada değil mi? Ama gerçekten bu gruptan, deneyimlerinden, endişelerinden, güzelliklerinden çok şey öğreniyorum. 

Şimdi Fatoş ve Pınar’ın yazdığı üzere sabah erken uyanma timine katılmak istiyorum ben de. Hatta evet kırmızı çadırda da olsam. Çünkü bunun alışkanlık haline gelmesi için o saatte düzenli olarak kalkmak şart. Günlük rutine girip, hayatı düzenleyen hal alması böylelikle gelecek herhalde. Burada da “Napıyorum ben yahu? Yeme- içme kısıtı, sabah erken kalk, ona dikkat et, bunu yapma? Napıyoruz?” derken buluyorum kendimi. O zihin dalgası bir sıçrama yapıyor. Hepsi öyküye, yazmaya hizmet etsin inşallah. Daha devamı var gelir bu vrittilerin tutunsam. Saldım ipleri, mis.

Benim için glutensiz ve şekersizlik de hayatımın bir parçası gibi artık. Evet Kınık’taki çölde kalıp tek besin harika kokan börekler olduğunda zorlanıyorsun ama yani Ogo’nun da dediği gibi bir durum yok aslında. Bir mahrumiyet durumu yok gibi hissediyorum şu an. Etrafımdakiler mahrum:p Diğer geliştirmeye çalıştığım alışkanlıklarda da. Sadece etrafımdaki herkesle kıyaslayınca garipleşiyor belki durum. Sigarayı düşünelim. İçmiyorum. Ama herkes içiyor, ben niye içmiyorum demiyorum. Ben zaten içmiyorum. Beslenme, alkol, erken kalkma, yazı yazma da onun gibi alışkanlıklar olsa. Bilemiyorum Altan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake