30 Temmuz 2017 Pazar

Aidiyet, Kökler..Nerdesin Sangha?

Heybeli Ada, Kaş
Photo: Tansel Kahvecioğlu
Dün kurmaca yazarken laptopun restart sorusunu ertele yerine evet dedim yanlışlıkla. Sonsuzluk başladı. Ben de deftere geçtim hemen. Sonra onu geçiremedim hala bizim kapalı devre kurmacastana’mıza.

Yine dün 6:30da başlayan maceram, öğlen kitap okurken artık yarım günü devirdiğim için uyku ile molaya girdi. Öyle olunca uyanıp dalışa gitmek zora girdi. Son iki gündür tatlı ve ara ara glutenli besleniyorum. Hocamızın ikinci 28günyoga döngüsü bitişinde kendinizi ödüllendirin demesi, bende bitmeyen şenliklere neden oldu. Tatlı ve gluten mevzusunda kendime rota çizmemem, bir dalıp bir çıktığım sularda bakalım beni nereye götürecek. 

Sabahları da alarm kurmuyorum. Bu sabah yine 8:30da uyandım. 10da dalış için teknede olmam gerekiyor. Kalkmam, ayılmam derken sanırım 8:45te yogaya başlayabilecektim. Hayır akşam üzerine, günün başka saatine bırakmak istemiyorum yogayı. Şimdi küçük şeylerle, meditasyon, bir takım ısınmalar, vs ile geçiştirmek istemiyorum. Çünkü gerçekten o ayarların yapılmasına ihtiyaç duyuyorum ben yoga yapmadığım günlerde, misal kırmızı çadır günleri.

Saat kurdum 9:20’ye. Böylece bir şeyler atıştırığ, evden çıkıp, yetişme şansım olacak. Parantezsiz, birer (sağ, sol) sarpalı ve birer güneşe selamlı balakramayı yaptım. Soğumaların son aşamalarında çalan aralamı kapatıp döndüm hemen.

10’da maviliklere doğru teknedeydim yine. Heybeli Ada’daydık bugün. Bir yıldızlarla grup dalışı yaptım. Şu goproma (Hero5 black) 10 metreden sonrası için housing almam lazım. O olsaydı keşke. Ne çok foto ve video çekmek istedim.

Küçükken, ne bileyim biraz küçükken, çok eski değil.. Hep belgeselci olmayı hayal ediyordum. Böyle safarilere gideyim, suyun altında çekimler yapayım. Suyun altında aklıma bunlar geldiJ Tamam abartmaya gerek yok da, etraf çok güzel yahu. Yosunların üzerinde yavaşça salınarak ilerlerken soldaki gümüş balığı sürüsüne mi dönüp dönüp baksam; önümdekilerin saygı duruşunda bekleyerek izlediği iki adet trompet balığını mı takip etsem..Evet evet onları takip edeyim. Sağımıza geçtiler, sonra arkamıza doğru yay çizdiler. O arada badim sürekli yukarı seviyelerde kalıyor, azcık daha aşağı inmesi lazım. J Ona da göz kulak olmam lazım, di mi? Clifflerin etrafından dolanırken gördüğümüz vatoz peki? Çok tatlı ya. Ve gemi iskeleti(baya uyduruk bir şey, batık falan değil)...o kadar güzel ışık vardı ki dipte. O iskeleti çekmek lazımdı mesela.

Bu arada sabah sol ayak bileğimdeki ağrı gitmişti. Şimdi çook derinlerde, çok inceleyip aradığımda hissedebiliyorum. O dolaşan ağrılardan herhalde. Bir bakıp çıktı sanırım. Ama sağ alt kaburgalarımdaki ağrı gece yatarken sağ tarafta uyutmuyor. Belki de udiyanalardan bilmiyorum. Dozu artırdığım içindir belki.

Sangha niye yazmıyorsunuz kuzum? Bak ben Kaş’ta bir gruba, bir yere, bir kimseye ait hissetmiyorum ama bu gruba ait hissediyorum. Sayarken, ah bak 3 gün oldu yazmayalı, yazayım motivasyonu oluyordu da şimdi olmuyor mu, niye? Ben sizin hissiyatlarınızda aa aynısı eveet kaynımda da var, bende de evveett diye kendimi bulup; Aa ne güzel demiş, düşüneyim bunu, bak aklıma gelmemişti vs vs geçiriyordum günlerimi? Nere gittiniz? Evet daha okumak istediğim tonla kurmacastana var ama 28günyoga başka yahu.

Bugün eve geldiğimde şunlar geçti, bizim sabah bülbüllerine döküldüm hatta. Kaş’ta ait hissettiğim, parçası olduğum bir grup yok. Bile isteye. Sevdiğim insanlar, yüzler var o ayrı. Ama ille de birine ait olayım, bir grubun parçası olayım diye olmadık işlere kalkışma işgüzarlığında olamıyorum zira. İşin garibi dışarıdaki bağlarım da epey kuvvetlendi buraya geldiğimden beri. Dolayısıyla o aidiyet hep Kaş dışındaki insanlara hissediliyor şu aralar tarafımdan.

Pınar köklenmeye dem vurdu. Kendi kendime, kendi içime salıp duruyorum köklerimi. Evim, kendimim. Ama bugün vrittiler şunu fısıldayıp kaçtı: Kaş’ta sana sahip çıkacak, bir şey olursa seni savunup, kollayacak kimse var mı? Yok mu? 

Ayol gerek var mı?

Ay döngüsünün, regl döngümün bilmem kaçıncı günü mü düşündürüyor bunu bana. Her neyse artıkJ

Bak geçen sene hocalık eğitimi sonunda kampa gittiğimizde şunu yaşadım: buradan yine Kaş’tan atlayıp gittik. Ben tekim. Öylece bir odaya yerleştim. Herkes gitmeden eşini seçmiş. A a? Acaba biriyle konuşmam mı lazımdıJ Yani ben o kadar alışığım ki “bağımsızlık” bayrağını sallamaya. Niye kimseyle konuşmadım birlikte kalalım diye. Evlenmiyoruz ya, biriyle kalcaz alt tarafı. Böyle kim çıkarsa bahtıma cesur bir şey. Ama olmasa da olur. Şimdi Leros için durum başka tabii deJ Ali ve Fatoş’un evlatlığıyımJ

Neyse birine, birilerine yapışmayı hiç öğrenemedim ben. Zoraki yapışma. Ama belki de öğrenmeli miyim. Köklenmek öyle mi oluyor. İçimden bir ses iki uçta salınma da azcık durul diyor. Yeri ve zamanı, insanı, insanları gelir diyor. Sen ne diyorsun sangha? Bana benim olan yeter mi? Kaş dışındakiler?

Bu arada Kaş’ı çok seviyorum ya. Baksana 
Kaş
Bu arada şu şarkı sana gelsin sangha. ahahah


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake