9 Haziran 2017 Cuma

Gün11 - Maymun İştah mı, Çok Yönlülük mü?


Cevabı ikisi de değil. Bir cevabı yok. Bu bir araştırma yazısı. Önceki yazımda bahsetmiştim hep pek çok şeyden beslenmeyi seven biri oldum. Açıkcası başlığı en son attığım için bu girizgahı yapma gereksinimi duydum. Herşey şöyle başladı...

Gün dolunay günü. Yoga yapmıyoruz. Dünden hatta hafta öncesinden biliyorum. Ama sabah gözümü açtığımda hadi bugün daha erken yapayım yogamı diye düşündüm. Sonradan hatırladım, e dolunay! Hadi o zaman yoga okuyayım. İki gündür okuyamadığım yazılar birikti zaten.

Kuruldum balkonuma, okuyorum. Bir yandan da temizlik yapmam lazım. Özgür geliyor bugün İstanbul’dan. Kendime deadline ilan ettim onun gelişini temizlik için. Bulaşıklarımı da hiç huyum değilken yığdım günlerdir. (Yok ya arada yığıyorum yine ama bu sefer efsaneydiJ) Sırf o bulaşıklar bile başlı başına mesele anlayacağınız! Canım hiç temizlik yapmak istemiyor. Dahası uyku bastırıyor temizlik deyince. Ama akşama bırakırsam hiç yapamayacağım gibi görünüyor gözüme. Okumadığım yazıları okuyup başlarım dedim.

Zaman hiç bir şeye yetmeyecek gibi geliyor. İştahım kabarıyor. Aynı anda çok şey yapmak istediğimde hocamın günü gatilere (24 dakikalık zaman dilimi) göre düzenleme tavsiyesi geliyor. Gatileri kişi bazında aldım ben. J Fatma, Fatoş, Onur, Aylin’in tagleri görüp okuyamadıklarımdandı. Bitirdim ama daha okumak istediğim bir sürü şey var.

Mesela taa geçen hafta bahsettiğim Trendeki Kız öylece bitirilmek üzere beni bekliyor. Kalakaldı son birkaç bölüm. Çok da heyecanlı, öyle kolay okunuyor ki. Ve süpriz dolu, eline aldığında bırakamayacağın cinsten. Kanepeye uzanıp onu okumaya koyuldum bu sefer. Ama içimden ittirip duruyor bir şey. Süpür şu evi artık. Çamaşır makinesi bitmişti hadi onları asayım derken devam ettim: bulaşıklar, süpürge. Yerleri sileceğim ama yazmak istiyorum artık. Zaten yavaşım. Böyle temizlik yaparken, yemek yaparken hiç pratik değilimdir. Uzadıkça da sıkılıyorum. Erteleye erteleye geldik deadline’ın sonuna, yoksa temizlemesem nolcak? Hiç.

(Size de öyle geliyor mu? Evi topladıkça zihni de toparlarsın. Ya da zihin dağıldığında bakarsın ev de darma dumandır çoğu zaman. Hep değil, bazen.)

Kendimi dışarı atmak istiyorum artık. Evde kahvem bitti. Özgür’den İstanbul siparişlerim arasında Petra’dan Hunkute kahve çekirdekleri var. Gidip artık bünyeme kafein sokmam lazım. Günü kaçırıyorum. Gün hiç yetmeyecekmiş gibi geliyor. Geldim şimdi Kaş favorilerim arasına giren Oxygen Pub’da yazıyorum yine. Marina Kaş’ın geri kalanından daha izole ve daha sakin. Hoşuma gidiyor. İstanbul’da da Petra Gayrettepe’deydim sürekli.

Hayatımın çok uzun bir dönemi, tatillerde mesela gittiğim bir yere gitmektense görmediğim yerler göreyim diye geçti. Ya da yeni restorant, cafe, mekan keşfedeyim; yeni tatlar tadayım.

Bazı İstanbul’lularda vardır ya mesela, Türkiye’de başka bir şehirde yaşamak fikri korkunç gelir. “Ne? Napacaksın orada? Yapacak hiç bir şey yok ki.” Küçük bir yerde yaşamak zaten korkunçtur hani, bırak Ankara, İzmir’i.. Delirir İstanbul’lu. Ben de öyle düşünüyordum önceden.

Bir süredir işte “aynı yerlerde” zaman geçirme dönemimdeyim.

Buraya geldiğimden beri kafamda yapmak istediğim şeyler var ama hiç acele etmiyordum. (İçten içe yapılacakları bitirmeyeyim diye mi? Yok yok öyle değil. Bir telaşım olmadığı için.) Ama yavaştan zihnin arka odalarından biri sesleniyor artık: Remember why you started! (Neden başladığını hatırla)
Bir diğeri de şöyle diyor: It feels good to be lost in the right direction. Doğru rotada kaybolmak iyi hissettirir. (İstanbul’daki evimin dolabında asılıydı bu fotoğraf)


Doğru rotada hissediyorum kendimi. Kaybolmuş da hissetmiyorum. Bir acelem yok, kaygım yok geleceğe dair. O yüzden de geldiğimden beri saldırmıyorum sağa sola.

Bu yazının da nereye gideceğini bilemiyorum. O zaman yapmak istediklerimden bahsedeyim biraz. Hayaller mi demeliyim?

Dalışta tek yıldızım vardı. Devamını getirmek istiyorum. Dahası ben hiç Kaş’ta dalış yapmadım. Eğitim almak için 3-4 gün ayırmak gerekiyor dalışa. Ben de tek yıldızımı 2008’de almış olmama rağmen sonrasında hiç bir tatilde o kadar zamanı ayırmadım dalışa. Ya da o kadar çok istemedim. Belki de önceliklerim farklıydı demek daha doğru olabilir. Hep bir ya da iki günlük dalışlarla devam ettim gittiğim yerlerde. Bu dalış mevzusunda eğitmenliğe kadar giderim belki? Bu da altın bilezik olarak durur kolumda. Sonra belki dünyanın herhangi bir yerinde yapabileceğim işlerden biri olur hem. Dünyanın ucunda, az bilindik bir yerde hayatımı böyle kazanırım belki?

Sonra hep istediğim bir şey var. Yelken ya da tekne kullanabiliyor olmak. İstanbul’da yelken kursuna gitmek istedim ama hep bir şeyler girdi araya. Marinayı sevme nedenlerimden biri de bu yelkenler.
Burada yelken kursu yokmuş. Ama fikren ektiğim tohumlardan biri bu denizlere hakim olma arzusu. J Hayatın bir yerlerinde bir zaman karşıma çıkacak biliyorum. Küçükken hep hayal ederdim: araba almak ne kadar saçma. Onun yerine tekne al, arabaya harcadığın paraları tekneye harca, olmaz mı? Kendi küçük teknemde yaşadığımı, her türlü ihtiyacımı görebildiğimi düşünürdüm.

Bu yazı ve yoga süreciyle de kendimi üretken hissediyorum. Mesela evdeyken ve geldiğimde “ne yazağım ki şimdi?” derken bak anlattıkça anlatasım geliyor. Evet evi temizlemek kadar yazmak düşünceleri, zihni düzenliyor. (of ya ne temizliği, bana temizlik demeyin!) Ama yazmak öyle işte, oturup başlamak gerekiyor.

Okumak peki? Bu konuda da iflah olmaz bir maymunum. Mesela dikkatimi çok çeken bir kitabı almadan edemiyorum. O an okuduğum, okumak istediğim bir sürü kitap var hali hazırda. Evet birden fazla baş ucu kitabım var benim. Hatta baya fazla. Bunlar Sapiens, Kurtlarla Koşan Kadınlar, Ulusların Düşüşü gibi bölüm bölüm okunabilir cinsten olanlar. Araya bir roman girdiğinde sadece tutunup bir tek onu okuyorum. Onun dışında ağzımın suları akıyor yeni kitaba. Özgür’e siparişlerden biri de kitap tabi. Geçen annemler gelirken onlardan da evdeki kitaplığımdan bir tutam(!) kitap istemiştim yine. Okumasam da yanımda dursunlar. Almasam bile (pek az ama) kitapçı gezeyim. Yenileri göreyim, arkalarını okuyayım. Kaş’ta biraz daha iyi bir okuyucu olurum belki.

#maymuniştahmıçokyönlülükmü kutusunda biriksin bunlar işte. Dönüp dönüp bakarım.

Ve görmek istediğim yerleri Kaş'ın.

Belki de bambaşka gelişir her şey. Bakalım. Neler bekliyor beniJ

Sizin benzer yanlarınız var mı? Kitap konusunda, yapmayı sevdiğiniz diğer şeylerde. Hobi diyesim yok buna! Ama çok merak ediyorum. Bahsetsenize bana?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake