21 Haziran 2017 Çarşamba

Gün 23 - Gerçeklik, Mutluluk, Kendini Yeniden Yaratmak

Kekova
Her gün kendini yeniden yaratmak lazım! Her günü, her anı yaratıcılıkla ve cesaretle doldurmak gerekiyor. Bunun için Datça, Kekova, Kaş, İstanbul gibi çıldırık rota izlemek gerekmiyor illa. Kaş’ta olduğum yerde beş kmlik hatta da bunu yapıyordum artık. Olaylar, durumlar aynı ama benim hissiyatım sürekli yeniden yeniden bakmak yönünde. Shadow yoganın amacı ruhu, ruh olmayandan ayırmak demektir. Bireyde gerçeklik algısını tıkayan veya çarpıtan, bu yüzden de karmaşa yaratan sabitleşmiş kalıpların titizlikle azaltılmasını kapsar.*

Hayatımızdaki her insan kendimizle ilgili bir yanımıza ışık tutacak bilgiler taşıyor. Başkasında yücelttiğimiz, övdüğümüz, sevdiğimiz yanlar neler? Bakın, kendinizde de sevdiğiniz yanlar bunlar olacaktır. Ya da bizi üzen, kıran, kızdıran, korkutan, kıskandıran ne varsa kendimizin bir parçasına karşı duyduğumuz öfkenin, kabullenemediğimiz yanlarımızın yansımalarıdır. Çünkü bize ait olmayan şey bizi rahatsız etmez. (If you hate a person, you hate something in him that is part of yourself. What isn't part of ourselves doesn't disturb us. Hermann Hesse)

Her şey kendimizle alakalı. Bir kez bunu keşfettiğimizde kendimizi diğerinden pek de güzel sıyırabiliyoruz. O zaman görüyoruz ki alınganlıklarımız iyice azalmış.. Hemen bitmiyor tabii. Alındık mı artık gidip ben buna kızdım, bu beni üzdü, sen buna niyet etmedin belki ama bana böyle hissettiriyor, bil diyebiliyor insan. Dahası bunları dedin, o da anlamadı mı? O zaman da yolunu ayırabiliyor, hiç bir patolojik bağlantı yaşamadan. Yaşadıysa da dönüp tekrar bakıyor, neden diye, kendine.

Yukarıdaki her bir adımın bir hikayesi var bu geçirdiğim bir buçuk senede. Yoga, terapi süreci, etrafımdaki arkadaşlar ve hocalarım ile bolca dönüp dönüp kendime bakma fırsatı buldum. Hatta kendime bunu iş edindim. Bu süreçte bunlar birileri vasıtasıyla su yüzüne çıktı da, farkına varıp sıyrılabildim diyebileceğim şeyler bunlar. Onların bir de taa geçmişteki gerçek incinmişlikleri var. Sen o incinmişliklerini bir kere onarınca biliyorsun artık orası bir daha öyle acımayacak. Senin canını bir daha kimse öyle acıtamaz. Şimdiki duygu ve düşünceler geçici zihin dalgaları sadece.

Gerçeklik oldukça kaygan bir zemin. Tam gerçekliğe ulaşmak için önce aile, arkadaşlar, çevre, toplum kalıplarından mümkün mertebe sıyrılabilmek gerekiyor. En önemlisi de kendinden. Zihin çünkü hikayeler uydurmaya pek hevesli.

Sinan’ın geçen gün attığı Vladimir Bartol’un kitabından bir örnek vereyim. “Pintinin biri gizli bir yere hazine saklar. Etrafındakilere kendini fakir biri olarak tanıtmakta ama için için zenginliğine sevinmektedir. Bir komşusu bunu öğrenir ve sakladığı hazineyi çalar. Ama bizim pinti hazinesinin çalındığını öğreninceye dek sevinmeyi sürdürecektir. Son nefesini verene dek durumu öğrenmezse ölünceye dek zengin olduğunu düşünerek mutlu olacaktır.......Ya da tam tersi durumu ele alalım. Diyelim ki adamın son derece sadık bir karısı var. Ama yalancı kimseler onu karısının sadakatsizliğine ikna etsinler. Bu durumda adam cehennem azabı içinde yaşamaz mı? Gördüğünüz gibi bizim mutluluğumuzu ya da mutsuzluğumuzu belirleyen şey hakikat değildir. Bizler tasavvur eder, kanaat sahibi olur sonucunda da mutluluğa ya da mutsuzluğa erişiriz. Üstelik her yeni gün kanaatlerimizin ne derece aldatıcı olduğunu bize gösterir.” **

Yaşadığımız her ilişkiye dair durum bu aslında. Duygulara ve olaylara bakış açımız için geçerli bu. Her arkadaş, sevgili, aile üyesi, iş arkadaşı, trafikteki x kişisi ve daha niceleri. Hepsiyle ilgili inanç kalıpları geliştirmişiz ve bu gözlükle bakıyoruz. Toplumca cıkcıklanan bir durum, ailemizin inandırdığı doğrular, yanlışlar, hepsi ama hepsi saçma sapan şeyler. Kendi sınırlarımızı kendimiz keşfetmeliyiz. Ben sınırlarım olmadığını farkettiğimden beri buna çalışıyorum. Hala öğreniyorum. Deniyorum. Sınırları bazen gevşetip, ileri taşıyıp, hmm bana göre mi değil mi onu görüp yeni bir noktaya, bana ait olan bir noktaya taşıyorum. Sınırlar da bizim kim olduğumuzu belirliyor. Eh kendini tanıma süreci.

Hayır risk almasak, sınırlara sıkı sıkı sarılıp dursak nolur. Hiç üzülmez miyiz? Benim önceden çok katı dış kabuğum, yere düşse almayacağım burnum, asla kırılmamaya yemin etmişcesine kendini koruyan bir hal, tavrım vardı. O zaman da kırılmadım ve üzülmedim mi cidden? Yoksa kendimden mi sakladım üzüntümü, erteledim mi?

Bir kırılganlıkla açık olmak olabildiğim en güçlü hal. Bunu keşfediyorum. Her gün ama her gün zihin uydurmasyonu ile hakikat arasındaki farka gözümü dikip bakıyorum. Zaten iyileşmiş, herkesten, her şeyden bağımsız kendini kabullenebilmeyi, kendini sevmeyi öğrenmeye başlamış bir ben var ortada. Ne mutlu oh. Tabii ki zayıfladığım, hikayelere kapıldığım anlar da çok. Ama bu 28 günlük sürecin disiplini beni artı tarafta tutmakta daha güçlü kıldı, onu söyleyeyim.

Bu durumda sadece seçmek kalıyor. Hakikatin tüm yanlarıyla gelecek mutluluklar ve olası mutsuzluklar, ya da suya sabuna değmeden, uykuda bir yaşam. Uykuda, risksiz ama hala gerçek tatminden uzak. Bilemiyorum. Birine daha yakınım ama ikisi de bir o kadar kabul edilebilir.

Her durumda itinayla kalıpları kırıp, tıkanmış, çarpıtılmış yerleri ayrıştırmak bizim işimiz olsun!

Öyle olursa, böyle söylerse, ya şu gelirse başıma dememek gerekli. Kendime de tekrar tekrar hatırlatıyorum, bir anlamda kendimi yeniden yeniden yaratıyorum. Onu o zaman düşünürüz gerçekten. Anın içinde gerekli her şey var çünkü. Vakti geldiğinde de olacak.

Risk alın. Eğer kazanırsanız mutlu, kaybederseniz akıllı olursunuz. Ahahah yaşasın kötü çeviri!!! (Take risks, if you win you will be happy, if you loose, you will be wise.)

Benim günler böyle geçiyor bu aralar. Odağım buralarda. Aman şöyle biliyorum, böyle iyiyim değil anlatmaya çalıştığım. Süzgecimden geçenleri paylaşıyorum. Aynı zamanda nelere sürekli takılıp kendime hatırlatmam gerekiyor gibi de.. Sabah yine yogamı yaptım. Az vakit var, araba servis randevusuna yetişeceğim diye biraz kısaltarak yaptım yogayı. Sonra öğlene ertelendi, tüh dedim. Yapacak bir şey yok. Yarın güzelce yoga yaparım.
*Shadow Yoga- Zhander Remete

** Vladimir Bartol – Fedailerin Kalesi Alamut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake