20 Haziran 2017 Salı

Gün 22 - #takethefakecakeontheroad

Kekova
22. günde selamlar! En son Cuma günü Datça’da ayağımın tozuyla yaptığım yogadan sonra dökülenleri paylaştım blogda. Yoga rutinimi aksatmadım ama yazmaya ara verdim. Çünkü çok fazla şey sığdı o araya ve yazmak için yanımda bir tek telefon vardı. Telefonu da eline alıp, yazı vs için harcadığım vakitte sosyal medyada fazla vakit geçirir olmuştum. Bilmiyorum son 96 saatlik zaman diliminde biraz yaşama daha odaklandım diyeyim. BU arada okuyamadığım yazılar da birikti.

Bizim yoga yapmak için ne kadar çok kriterimiz var. Camlar kapalı olsun, yalnız olalım, temiz olsun, midemiz boş olsun vs vs. Datça’da Cumartesi günü hızlı geçecekti, onu biliorum. Kalktım. Sabah yapmazsam zora girecek. Güne başlamadan odadaki şartlar hiç de sağlanmasa da yapacağım yahu dedim. Hocam bir yazısında mı, sınıfta mı bahsetmişti uçakta bile yapıyorum o uzun uçuşlarda diye. Evet yine hocamın dediği gibi kendimize şefkat,kolaylık kisvesi altında disiplini de elden bırakmamak lazım. Ama yeni şartlara adapte olup, bahanelere takılmadan disipline devam etmek lazım. Çünkü alıştım bir kere bu süreçte. Her yer, her durumu yeniden düzenlemek mümkün. Burada mevzu bahis yoga ama bir kere niyet ettiğinde hayatında her şeye yer açabiliyor insan. (Where there is a will, there is a way.)

Datça’ya ilk defa gittim. Gün batırma rakısında, gökyüzünün denize karışıp pembe mavi renkleri ayağımıza taşıdığı Kumluk Plajı; Ege’nin Akdeniz ile buluştuğu Knidos’ta antik kalıntıların arasından geçip mavi, yeşil, turkuaz, lacivert renklerin oynaştığı denize atlamak; daracık, virajlı yollarda köylerin arasından geçip doğanın içinde bitmek bilmeyen yollar..Hepsini koydum cebime.

Sizi bilmiyorum ama ben yolda olmayı çok severim. Oldum olası. Çocukluğumun araba yolculukları mı beni böyle leyleği havada gören biri yaptı? Her yaz teyzelerim, dayım, ailem ile uçup kaçıp yaptığımız tatiller mi? Hadi Bolu’ya gidip yemek yiyelim diyen sesler mi? İstanbul’da durmadan gezip tozan ailemin bayrağını ne de güzel taşıyorum. Yolda olmayı sevdiğim kadar, gökyüzünü, denizi, yeşilliği, aldığı renkleri, eski evleri, geçtiğimiz köylerdeki insanların hallerini izlemek, içlerinden geçip tanık olmak çok hoşuma gidiyor.

Pazar sabahı da Kekova’daki tekne turumuza yetişmek için sabah 6’da yola düştük. Önceki alkollü gecenin geç yatmış savaşçısı olarak enerjik uyanabildim. Ama yolda giderken geberdim resmen! Zaten fırıl fırıl dolaşmaktan vata azmış durumda. Bir de mide bulantısı eşlik edince yol bitmeyecek sandım. İnsanın hareket kabiliyetinden hızlı giden her şey ondaki hava elementini artırıp vücutta ve zihinde çılgın dalgalanmalara sebep olduğunu bi fiil yaşıyorum. Neyse toparladım bir şekilde.
11 gibi Kekova’da teknemizdeydik. Yollardan sonra denize açıldık. Bu sefer bambaşka güzellikteki koylara yolculuk.

Akşam Kaş’ta evime girdiğimde 20:00’i geçiyordu saat. Biraz bönbön etrafa bakınıp yoga yapmaya koyuldum. Bunun için de yok önce çantanı aç yerleştir, bir etrafı mı toplasan, masanın üzeri de çok dağınık gibi dikkat dağıtıcıları geçip koyuldum hemen yoga çalışmama. Evet aslında bir sürü şartı var yoga çalışmamızın ama aslında vücudun olsun, yap işte. (How to have a beach body, 1)have a body, 2) go to beach ) Bu da yetmedi ertesi gün geç yapılan kahvaltıdan sonra İstanbul’a doğru yola çıkmıştım. Bu sabah da yogamı aksatmadan yaptım yine.

(Kırmızı çadır beklentisiyle yapmadığım udiyanalar, mayuraları da kattım. Benim yeni regl düzeni nasıl olacak bakalım. Belki de geçen ay Şirince’de yoga yapabileyim diye bir istisna yapmıştı vücudum kendineJ )

96 saat içinde kaç mil, kaç kilometre yol aldım bilemiyorum. Kaç insanla tanıştım, ne güzelliklerin içinden geçtim. Bolca gökyüzü seyrettim, kaç şarkı eskittim. Bunlar olurken zihnin belli gündemleri var elbet. Şunu söylemeliyim ki her gün kendini yeniden yaratmak lazım! Her günü, her anı yaratıcılıkla ve cesaretle doldurmak gerekiyor. Bunun için Datça, Kekova, Kaş, İstanbul gibi çıldırık rota izlemek gerekmiyor illa. Kaş’ta olduğum yerde beş kmlik hatta da bunu yapıyordum artık. Olaylar, durumlar aynı ama benim hissiyatım sürekli yeniden yeniden bakmak yönünde. Shadow yoganın amacı ruhu, ruh olmayandan ayırmak demektir. Bireyde gerçeklik algısını tıkayan veya çarpıtan, bu yüzden de karmaşa yaratan sabitleşmiş kalıpların titizlikle azaltılmasını kapsar.*

Bu kendini yeniden yaratmak ile ilgili yazmaya yarın devam edeyim. Çünkü yine bir yerlere koşturacağım. İstanbul’daki favori noktalarımdan Petra’dan bildirdim. J

*Shadow Yoga- Zhander Remete

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake