12 Haziran 2017 Pazartesi

Gün 14 - Örümcek, Yoga, Yazı

Limanağzı
Sabah 9’daki pilates dersine gideyim diye 7’ye kurdum saati. Yogamı yapıp, pilatese gideceğim. Başka saate alamadık bu pilatesi, yoğun programlarından dolayı.

Gece nöbetteyim, tilki uykusu.

Cumartesi sabahı yoga yapmak için hazırlanıyorum odamda. Giyindim, ortalığa çeki düzen verdim, saçlarımı topladım tepede. Ensemde bir tutam saç mı kaldı, ne bu böyle diye elimi attım. Bir örümcek yere düştü. Hayır ya örümceklenmedim. Gülme öyle. İnce bacaklı, bir parmak boğumu kadar boyda bir şey. Öldürdüm. Kafayı yemeden başladım yogaya. Örümceklerden öyle deli gibi korkmam ama üzerimde ne işi var? Kafamda yaşamıyordu ise, bir yerden atladı zıpladı. Ama cidden üzerimde ne işi var? Belki üzerime geçirdiğim kıyafetten, bilemiyorum.

Sonra Pazar sabahı kalktım yine yogamı yapıcam. Sırtım, omzum, kolum kocaman ısırıklarla dolu. Kaşınıyor da. Acaba dünkü örümcek mi? Ama bir gün sonra farkediyorum. Belki de akşam dışarda ısırdı bir şeyler. Ay ya odamda geziniyorsa bunlar? Belki normal sinek ısırığıdır ama huylandım bir kere.

Dün akşam yatmadan evvel camları kapatıyorum. (Sineklik var tabii) Oradaki hareketlilikten kaçan bir şey duvarda hızla seyirtti odanın diğer tarafına doğru. Daha nasıl bir böcek/sinek olduğunu anlamadan terliği yapıştırdım. (Öldürmeye alternatifim yok malesef. Deli gibi korkuyorum.)

Zaten böcek fobim vardı. Hamam böceği, kara fatma dediğimiz zındık hayvan. Geçti. Sanıyorum. Sevmiyorum bu hayvan grubunu.

Eh şimdi gel de uyu gece. Işık hafif kısık şekilde açık. Işıkta da uyuyamam ya neyse. Çok uyku da denmez işte dün geceye.

Sabaha karşı gelen pilatesin iptalini görüp 7deki alarmı da kapattım. 9:30 gibi ancak başlayacağım yogaya. Kendimi diktim yine samapadaya bir şekilde. Önceki gün de yazmışım güçlenen bir kas gibi bu disiplin. Canım da istemiyor ama kendimle çelişecek halim yok ya. Uykusuz, yorgun, karnım kazınıyor. Tatsızım yani.

Farkındayım hepsi zihnin masalları. Devam.

Miğhk hadi başladım. Daha el bileklerimi çevirirken bitkinim. Devam.

Anilasana’ya vardım. Önümde minik başka bir örümcek yürüyor bu sefer. Yatağımın altına doğru. Bozdum yogayı, avladım onu da. Bahçe içinde, zemin kat bir evden bahsediyoruz. Olmaları normal. Ama evi de yeni temizledim ya. Nerden çıktı bunlar şimdi? Diken üstündeyim.

Neyse devam ettim pratiğime. At parantezi vesilesiyle skandasana ekledim. Hadi bakalım, sen mi daha örümceksin, ben mi! Sakinlik içinde bitirdim pratiğimi. Sonlara doğru yine yiyecek imgeleri uçuştu gözümün önünde. Yoga olmaktan çıktıysa da artık tut zihni geri getir. Yapacak bir şey yok.

İki, üç gündür takip edemediğim #28günyoga yazılarını okumak için kendimi salondaki koltuğa attım. Başlamadan evvelki yorgunluğum yoktu artık, yemek için acelem de.

Okurken beni bir beğeni kaygıları sardı. Ne anlattım bunca zaman? Acaba çok mu açtım? İlk yazdıklarım daha iyiydi sanki? Ben hiç yazamıyorum herhalde. Yorum ve beğeni için ölebilirim o an!

Hay allah nerden çıktı bu sevgi arsızı? Evet aldığım geri bildirimler çok hoşuma gidiyor ve yelkenliyi götüren rüzgar tadındalar.

(Defne hocamın bir benzetmesi var. “Yoga nefes ile yapıldığında yogadır, diğer türlü jimnastikten farkı olmaz. Kas gücü ile değil nefes ile o zor pozlarda durabilmek esas amacımız.Yelkenliyi düşünün. Rüzgarla hareket eden yelkenli nefesle yapılan yogadır, hakeret kas gücü ile yapılıyorsa motor ile giden yelkenlidir o.” )

Çünkü yogadan farklı olarak bu yazma işi kendi motorunla gideceğin bir süreç. Oturup uğraşacaksın, açacaksın o motoru. Önceki günlerden biliyorum. “Eh bugün anlatacak bir şey yok ki“ deyip oturduğumda nerelere gitmiş konu, gördüm. O motorla birkaç mil git bakalım önce. Rüzgar çıkarsa bahtına.

Geçen gün Özgür’le Limanağzı’na giden tekneyi beklerken sordu: “Birileri için mi yazıyorsun, kendine mi yazıyorsun?”  

Yazma sürecini tamama erdirme ve paylaşma kısmına geçmekti benim bu #28günyoga sürecine başlama motivasyonum. O tıkanıklık benim derdim. Ama bir muhattabı olduğunu görünce arada tatlı seslenmeler, aman efendim hitaplar. Kaptırıyor insan. Niye yazıyoruz? Beğenilmek için değil tabii.
Bu konuşma yaşlı Kaş’lı bir teyzenin “Benim sözlerimi de kitaplarda yazarlar hep. Sende öyle yaz. Ben tabi önemsemedim ama telif isteseydim...” diye hızlı girişiyle kalmıştı öylece. Derken tekne geldi diye bizi koşturmaya başladı bir başka çığırtkan amcamız.

Benim için çözümleme süreci bir anlamda da. Kafamdakiler şuraya dökülünce netleşiyor. Herşeyi doğru yere linklediğimi düşünüyorum.Ortalığı toparlayıp, düzenleyip kalkıyorum laptopun başından. İşte evden çıkmadan da “yazayım da toparlarım kafamı” diye geçiyordu aklımdan yine.

Böyle hep sarsaklaştığımda “yoga yapayım da kendime geleyim” diyordum önceden. Bir dersimizde başka bir şey sorarken yine bunu söyleyince hocam “Yogayı bir iyileşme, bir şeyi iyileştirme aracı olarak kullanmayın” demişti. Benim için çarpıcı olmuştu. Çünkü yoga hep olmalı hayatımızda. Hep de pozitif, mutlu, yüksek modda ayrılmayız o mattan. Bunu öğrenmiştim daha önce. Ya da hep çiçekler sunmuyor insanın yoluna yoga yolu. O geçmen gereken yolu daha sakin zihinle geçmene evet yardımcı oluyor.

Neyse çok dağıttım. Yazıya dönecek olursak, onun bir iyileştirici görevi var benim için yine yogadan farklı yaklaştığım.

O zaman bu blog yoga vs yazı oldu sanırım? Başlığı atıp çekileyim mi kenara? Örümcek de ikisinin arasındaki ağları öredursun. Bizi birbirimize bağlayan ağlar gibi. Bööö:P


Bu da yemek yiyip yazmaya geldiğim cafede masanın çarprazında yerde eşlik ediyor bana.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake