25 Haziran 2017 Pazar

Bir Yoga Günlüğü II - Gün 1 Narsiste Karşı Spontanlık?

Ayca'nin yazisina cevap yazayim derken baktim uzadi, benim bugunku yazim cikti. Ayca bir kusluk- yuzlesme hikayesini anlatmis. 

Ben boyle bir konusmaya oturacaksam, ya da bir yuz yuze gelme soz konusu ise Defne hocamin bir yazisinda ve sonra defalarca dile getirdigi sey geliyor aklima. Olan bitenden bagimsiz, kendi duygularini paylasmak. "Bu bana şöyle hissettiriyor. " Ama ve zatensiz. "Sen de boyle boyle"siz. 

Zaten bu "Ne hissediyorum su an?"a gercek ve samimi cevabi bulmak en zor olan. İyi, kotu hissediyorum degil: Onemsiz hissettiriyor, degersiz hissettiriyor, yalniz hissediyorum, kiskaniyorum vs artik her neyse. Kendi kendine duygunun adini koyunca iyilesmenin buyuk kismi geliyor. Diger turlu ofkeleniyorum ama alti bos bir ofke. Neye kizdim tam? Ve hayatlar boyle geciyor!

Bu ilk bakis seklim. Hep boyle cozuluyor mu mevzu? Hayir. Simdi Ayca'ya yazarken kendim icin de dusunuyorum. İki gun once İstanbul'dayim. Bir suredir hayatima sosyal medya kanallarindan tekrar sizmaya yeltenmis eski sevgiliyi ele alalim. Niyetim mesaj kaygisi degil, kendimi cozumleme. Hayatimda yok, hic de eksikligini hissetmiyorum. Ben o arada bir suru sey yasamis, cokca degismisim. Artik merhaba merhaba benim icin. Varligi yoklugu bir.

İstanbul'dayken goruselim goruselim diyor zat-i muhterem. Hatta ben Kas'tayken bile oraya gel buraya gel?!?
"Nerdesin, ben buradayim gel." 
"Ne alaka canim, gelemem" Arkadaslarimla oldugumu biliyor hem.

Haddimi astim, kusura bakmalar, vay efendim acaba gorusmemek mi lazim, saygi duyarimlar, laf sokmalar,sakaya vurmalar neler neler. Her turlu duygudan gecisini okuyorum oldugum yerde. 

Simdi denk gelirsek gorusuruz, noldu ne bitti paylasiriz, pekala. O kadar. Daha fazla paylasacagim bir sey yok zaten. Benim programimi birakip, kalkip gidecegimi ne dusunduruyor bu adama? Bu buyurgan tavirdan hic hoslanmadim. 

Hayir agresif, küs degilim. Ben nerede durdugumu biliyorum. Ne isteyip, ne istemedigimi gayet iyi biliyorum. Planli olsa gorurum seni, bana da uygun olursa diyorum. Mevzu kapandi.

"Benim yerim belli, gelirsen gorusuruz" diyor tekrar. 

Bu nasil bir patolojik bir haleti ruhiye? Hayret! Goruselim goruselim, sonra geliyorsan gel ben burdayim. Manyak misin:) 

Bu kibre yer yok benim hayatimda. E gitmiyorum dedin bitti. Yerinde, zamaninda uygun tavri da koydum. Ertesi gun aklima gelince yine ofkelendim ama? Dediklerime ragmen adamin hala ayni nakarati caliyor olusuna herhalde. 

Hayir farkindayim onun halinin. Oyle kendinden emin, guclu bir durus degil bu. Bana da ait olmayan, aslinda benle alakasi da olmayan(?) bir zaaflar, zayifliklar hali.

Ayni tekrara mahkum boyle iliskilerden, dongulerden cikmak; o tekere comak sokmak, kaliplari kirmak bizim yogadaki isimiz. İste bunu yaparken kendimizle ilgili cikarsamalar en guzel hediyeler. Yoksa yuzler, yerler, hikayeler degisiyor ama biz variz. 

Dusunuyorum, bu buyurganliklar bana ne hissettiriyor? (Belki yazi bitmeden gelir onume.. )Bu isin cozumu "ne hissediyorum" mu sadece? İkinci kez acip telefonu posta mi koyayim? Ayni 10dk icinde dedim diyecegimi, ikinci kez demedim diye mi ofke? Acip ertesi gun diyecek bir sey yok artik. Uzay bosluguna firlattim gitti. Bukowski'den şu geliyor aklima ahahaha.



Abimle de konusmuyoruz bu ara. Ayrica anlatirim:)

Hepsinin ortak paydasi nasistik kisilik bozukluguna yuz tutan yanlari. (Yumusatayim.) Bu narsist hale benim kizginligim. Onun da bende bir karsiligi var elbet. Hikayesi var. Bugune ait de degil. Zaten boyle olur. Bir zincir halinde birine kizip patlamaya baslayinca, diger insanlarla da iliskiler benzer konulardan, ortak paydalardan zora girer. 

Ben narsist babanin kizi, babam yerine narsist abimi o figur olarak secmis kendim, hayatima vakti zamaninda narsistleri sokmus ben! Onlarin cicilerini pıspişlayip, ne iyi yaptin, ne guzel dedin diye parlatilmasi gerekir. Dikkat edin hikayeler hep onlarla ilgilidir. Kalkip sormazlar sen naptin, nasil gecti, ee sende ne var ne yok diye. Onlarin hikayeleri, onlar onlar! 

Bir kere bunyede bu direnis baslayinca hepsini silkeleme basliyor. Bizim ex beyi(!) de bu surecten mutevellit kusmustum hayatimdan. 

Simdi yoga hayata dair herseyi, ve dahi iliskileri de duzenleyen bir sistem. Saolsun yeri gelince yogada yaptigimiz hareketler de bol bol ofke, ates cikmasina hizmet ediyor. Bize o ortayi karsilayip, gunluk hayatta gole cevirmekten mesuluz. Belki gunlerdir, bu sabah dahil vucudumdaki ofke pihtilarinin ortak paydasi yine bu hikaye, kim bilir?

Pinar ve Ayca ile ortak noktalarimizdan biri vaktinde ve uygun tepkiyi koymak bu gunlerde. Pek sevdigim Spontanite Tiyatrosu'nun en temel  ilkelerinden bunlar; spontanlik ve uygunluk. Tepki gosterecegim diye kafa goz de yarmayalim di mi? Ya da gelecekle ilgili endiselenmeyelim. Kilic kusanmayalim. Ne derim, oyle yaparsa ben ne tepki veririm diye. İhtiyacimiz olan her sey anin icinde var! Biz yeterki icimizde bir sey kalarak ilerlemeyelim. O sey duygu iste. Ben soyleyip, paylasiyorum ve akip gidiyor diye bakiyorum. 

Abimle kuslugu de zamana biraktim. Ben kus degilim ama o baya kus bana, sanirim. Ben "ofkemizi kustuk, oh ne guzel" diye bakiyorum. Kardes dedigin kavga eder, sonra da "gel buraya be" deyip kafasini gozunu mincirir. Ya da her neyse oyle kalir. Vakti geldiginde goruruz. 

Bugunde yine plajlardan bildirdim. Elimdeki telefonlu halimi sevmiyorum ama yazmak da istedim. Sabah 6da kalkamadim. Ama 9da yaptim artik. Kas'a donunce durumu oturtmak niyetim. 
Sabah da Çeşme kumrularina direndim yine. Devam.

Sesli sessiz harfler icin de özrümü kabul edin:) Surci lisanim da affola.


İyi bayramlaaar:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake