4 Haziran 2017 Pazar

Bir Yoga Günlüğü: Gün 6



Dün gece 03:15’te bir arkadaşımdan mesaj aldım: “Yarın sana bir şey danışacağım. Vazgeçersem boşver falan dersem sen vazgeçirme olur mu?” Olur dedim. Döküldü bugün. Ona verdiğim cevaptan bugünkü yazı çıktı işte. Onun için iyi olan şudur, doğrusu budur demek değil. Ben ne yaptım, ne yapıyorum, ne iyi geliyor onu paylaşayım istiyorum. Kendisinin izni ile paylaşıyorum.

“Uzun suredir yasadigim bir sikinti var ve hayatimi baya etkiliyor. Kafaya dusuncelerin hucum etmesi ve sonrasinda ortaya cikan garip ruh halleri ve hissiyatlar. Ozellikle geceleri ayyuka cikiyor, yakin zamanda kafami yastiga koyup uyuyabildigimi hatirlamiyorum. Dusunceler muhtelif, is olur ask olur biriyle kavga etmisimdir o gelir aklima vs. Ama durduramiyorum. Sonrasinda tabi ki ofke, heyecan, endise, sevgi gibi bir suru degisik hissiyata yol aciyor, bu da fiziksel bir suru sey yapiyor. Neyse durumum bu.
Normalde dusundugum seyleri tek tek cozmem gerekir bu durumda ki rahatlayim. Ama cok fazla sey var ve sanirim ben cozsem de bitmeyecek bu durum. Bu yuzden sana geldim tam olarak. Duygu ve dusuncelerimi disiplin altina almak istiyorum. Bunun icin ne yapabilirim fikrin var mi? Kalp 100un ustunde atarken vucut adrenalin salgilarken nasil sakinlestirebilirim bunu? Ya da overthinking denen bu seyi bastirmama yardimci olacak bisey var midir?”

Kendimden çok iyi bildiğim haller. Geceleri uyutmayan düşünceler, susmayan zihin, sonra onları hastalık olarak yaşamak. Belki sürekli yorgun, bitkin, güçsüz hissetmek.

İyi haber: Ne güzel ki yaşadığı şeylerin bedenindeki yansımalarının farkında. Çok önemli. Ben önceden bilmezdim mesela. Son bir yılda anlıyorum. Yaşadığım grip, ateş,reflü vs tüm hastalık halleri o zamanlardaki durumumla alakalı. Önceden derdime bakmak aklıma gelmez, doktorları dolaşır, ilaçları yutardım. 

Kötü haber: zihni, zihinle yenerek susturamayız. Yani düşünerek düşünceleri elimine edemeyiz. Zihni ancak beden ve nefes ile yavaşlatabiliriz. Yoganın yaptığı şey de bu. (chitta vritti nirodaha!) Ve hepimiz, her insan evladı için aynı bu durum. Sadece kimimiz bunu bir süre, bir dönem boyunca daha yoğun, arakadaşımın dediği gibi yaşıyoruz. 

Benim geçen sene böyle uzun bir dönemim oldu. Önce evde anne, abi ile çatışma. Sonra sevgiliyle ayrılma. Tam da işten ayrılmayı düşündüğüm zamanlardı. Derken teyzemin hastalığı terkar nüks etti. O arada başka bir sürü aksilik daha üst üste geldi. 

Bir yandan yoga eğitmenlik eğitimim devam ediyordu. Çağ’ın hepimizi terapiye yönlendirmesi hayatımıza ektiği güzel tohumlardan biriydi sadece. Minnettarım. 

Çünkü beden ile çalışıyoruz. Derin dokuları sıkıştırıp, açıp, gevşettikçe bir sürü duygu ortaya çıkıyor. Düşünceler hiç susmuyor zaten. 

Evet bir yoga sınıfında bir sürü soruya cevap bulabiliyor insan. Bunu bir kitapta, dostunun söylediği bir sözde ya da kendi düşüne düşüne, yaşayarak farkına varabiliyor. Ama yoğun buhran zamanlarında kişi hem hasta hem de kendisinin doktoru olamaz. Bu yüzden bir terapi ortamında bu karmaşık düşüncelerin doğru yerlere bağlanması gerekir. Ya da çok ama çok faydalı olur diyeyim!

Düşüncelerini disiplin altına alamazsın. Ama disiplinli, sistematik bir şekilde düşünmeyi öğrenebiliriz belki. Bastırmak da meseleleri iyice hortlatmaktan başka bir şeye yaramıyor. O yüzden diyorum o bitmeyecek gibi görünen düşünceler selini güvenilir bir terapiste emanet etmeli ki, doğru yere bağlasın bu kişi. 

Duygular ise benim konum! Geçen seneye kadar negatif diye adlandırabileceğimiz (korku, üzüntü, aşk acısı, keder, kıskançlık, öfke vs vs) duyguların hiç birini hissetmeyeyim diye ne taklalar atıyormuşum. Vücudum nasıl bir savunma mekanizmaları geliştirmiş meğer. Disipline etmek değil; içinden geçip, o duygunun içinde kalmak hayatımın geri kalanı için öğrenmiş olmaktan mutluluk duyduğum en değerli şey. 

Ama anlıyorum ki arkadaşımın durumu zaten fazlasıyla bu negatif hallerin içinde kalma hali. Mesela ben de senelerce kızgın, küskün hissettiğim insanlar oluyor. Ya da son bir sene içinde birine kızgınım diyelim ki, kızgınım ama altı boş. Sorsan, “Bana şunu yaptı, bu oldu, bunu dedi” diye anlatırım. Ama gerçekten neye kızdığımı, neyin beni üzdüğünü terapi sayesinde keşfedebildim. Burada bir sürü konu var: bahsediyorum hep. Ben sınır koyabilen biri değildim, aşırı kolay küsen, alıngan, gurur yumağı, insanları çat diye silen atan biri? Kızgınım ama asıl derdimi ben bilmiyorum ki karşımdakine anlatayım! Burası biraz uzun ve karışık. Başka yazıya kalsın. Sözün özü benim kendi durumuma, aile hikayelerime, yaşadıklarıma dair ortaya çıkan resimde doğru yere bağlanan şeylerin üzerinden gelip aşar oldum.

Bu demek değil ki artık üzülmüyorum, sorunlar, krizler yaşamıyorum, insanlarla kavga etmiyorum? 

“Düşüncelerini disiplin altına alamazsın. Ama disiplinli bir şekilde düşünmeyi öğrenebiliriz belki.” demiştim ya. Artık en azından gidip kızdığım insanın yüzüne çat çat “buna kızdım, bu beni üzdü, kırdı diyebiliyorum.” Normalde bunları söylemek bana zayıflık gibi görünen, korkunç bir şeydi! Ya da hala öğreniyor olsam da sınır koyabiliyorum. Ama tabii çook zordu benim için. Benim bu konudaki sınırım ne ki, koyayım? Ve bunları ya karşımdaki insan beni sevmezse korkusu olmadan yapabilmek yine başka baş edilesi bir konu. İşte o düşünme sistematiği, refleksi bir şekilde geliştirilebiliyor terapide. Ya da ben bunu kazandım en azından. 

Tabii sorudaki gibi benim için de düşüncelerin çokluğu, bitmeyecekmiş gibi gelmesi en büyük dertti. Ama bitiyor! 

Terapist nasıl seçilmelidir? 

Psikodrama eğitimi almış bir psikodramatistle çalışmaktan başka seçenek düşünmeyin. Yine buraya yönlendiren Çağ hocama kocaman sevgiler. Çünkü bu insanlar yedi sene boyunca kendileriyle, kendi meseleleriyle çalışıyor. Kendinin gölgede kalan, çözülememiş mevzularını aydınlatmamış kimselerden nasıl yardım alabiliriz ki? Karşımda oturan psikodramatist kendinden çok iyi bildiği meseleleri çözme konusunda oldukça ustaydı. 

Altı sene önce de gittiğim herhangi bir klinik psikolog 2,5 ayın sonunda bana ancak iki üç tane çıkarsama yapmıştı. Bir de benden sonra giden arkadaşlarıma “On seans satın alman lazım.” gibi bir kendine bağlama stratejisi geliştirmişti. Sakın sakın sakın.

Detay sorularınız olursa seve seve cevaplarım. Kime gidileceğine dair tavsiyem olur.

Terapist ve yoga hocasının aslında yaptığı şey sana ayna tutmak. Senin “çirkin” yanlarını sana aynayı karşına tutup tutup gösteriyor. Asıl mevzu o çirkin, gölgede kalmış yerde gizli! Sana onu gösterip gösterip duruyor. İlk başta bakamadığın o resimde canının yandığı yerler  bir süre sonra iyileşiyor. “Heh bu da böyle bir mevzuydu.” diyen sakin gözlerle bakıyorsun o resme .

Daha önce de birkaç arkadaşım sormuştu, anlatmıştım terapi mevzularını. O yüzden burada böyle bir cevap ya da tavsiye olarak kalsın. Bir yandan Defne Hocamın Kendini Depresif Hissetmek ve Depresyon yazısını da okuyun mutlaka. Bu kadar terapiye övgü yağdırmış oldum ama bir de böyle bir durum var:) Yani bir yerde terapi ama bir yerde de cips, leş yiyecekler, cheezy diziler, dostla iki lafın belini kırıp, dedikodu yapmak da var. 

Arkadaşımın benden istediği aslında hap bir bilgiymiş. Şu an aklıma geliyor, benim uyguladığım bir metodum vardı küçüklüğümden beri. Aklıma kötü bir düşünce geldiğinde gözümün önünde canlandırıyorum. Hayalimdeki o resmin üzerine bir çarpı koyuyorum. Ve uzaklaştırıp uzayın bir yerinde kara delipe bir yere atıyorum. Böyle bir şeydi sorduğu. Ya da bir nefes tekniği ya da bir hareket serisi gibi. Ama hap bilgiye karşıyım. :) Duruma göre seç-beğen-al:)

Gece yazmasa, gündüz hiç anlatmayacakmış derdini bana. İyi ki yazmış. Uzun uzun konuştuk. Hatta senelerdir tanışık olmamıza rağmen hiç olmadığı kadar kendimizi açtık birbirimize. İşte bu yaptığım konuşmalar bana o kadar iyi geldi ki bugün. Onun derdinden yola çıkıp benimkilere de merhem oldu.)

İşte daha iyisini bilene kadar, şu anki bilgimle en iyisini yapmaya çalışma hali benimki. Ya da kusurlarımla baş etme durumu. Umarım faydası olmuştur. Aklıma şunu getirdi:
Başkalarını mükemmel olman etkilemez. Kusurlarınla nasıl baş ettiğin etkiler. 

Sabah da 10 gibi pratiğimi yaptım. Önceki geceden uykusuzdum. Ama sanıyorum müthiş rahat, kendiyle barışık ve huzurluzihnimin aynası olarak bedenim canlı, rahat, esnekti. Akıp gitti pratik. Mekan, zaman, yorgunluk vs mazeretlerinin yoktu. Bir diğer neden de belki dünkü izinli günüm ve #28günyoga ile gelen paylaşımların kümülatif etkisi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake