1 Haziran 2017 Perşembe

Bir Yoga Günlüğü: Gün 3 - Yıkıcı Alışkanlık


"İşte bir şeyi hayatından çıkarırken yerine neyi koyduğun çok önemli. Kurumsal kimliği çıkardım hayatımdan ama yerine ne koydum? Zorlamayla mı, eforsuz mu? Burada iyi ya da kötü diye karar vermek gerekmiyor da sadece iyi izlemek gerekiyor. Farkında olmak lazım. "

Tam da dün yıkıcı alışkanlıklara atıfta bulunup kapadım konuyu. Gece tatlı balkonumda annem ve teyzemle yemek sonrası upuzun sohbetler, kıkırdamalar derken yatağa geçtim ama uyuyamadım. Aldım elime Trendeki Kız’ı. Bitmek üzere. Yine bitmesin istediğim ama merak ettiğim kitaplardan. Saat 02:00’yi geçiyordu, ben hala ayık. Karnım gur gur gur, git o glutensiz kıtırlardan ye diyor. Ya da cips pakedinin sonunu ağzına döker gibi , tüm buzdolabını ağzına doğru silkele böyle.

Hayatımıza yer etmiş bir şeyin yıkıcı alışkanlık olması için ille de uç örnek olması gerekmiyor, ne bileyim uyuşturucu, kumar gibi. (Senin için uç neyse artık) Ya da aksine, ilk akla gelebilecek olan sigara gibi. Mesela şeker tüketmek yeterince bağımlılık yapıyor. Uykun geldiğinde uyumayup izlediğin dizi; hissetmemek için elli takla attığın, yok saydığın, yüzleşmekten korktuğun iyi-kötü tüm duygular; aç değilken yediğin tüm yemekler..Hepsi yıkıcı.

İlk kez Çağ söylemişti: gerçekten aç mısın, yoksa yalnız mı, mutsuz mu? 

Aslında şiddet içeriyor. Şiddet ille de öyle kaba saba, kavga dövüş, bağırış çağırış olması gerekmiyor. Kendimizle ilişkimiz nasıl? Yemekle aramızdaki bağda nasılsak, düşünce süreçlerinde kendimize ne şekilde yükleniyorsak, kendimize uyguladığımız şiddetle alakalı ipuçları oluyor bunlar. Ben mesela kendime çok ama çok acımasız olabiliyorum zihnimde fazla çalkalanma olduğunda. Önceye nazaran artık “eh bu da böyle napayım” deyip geçtiğim, kabullendiğim bir sürü şey var. Ama zihin dünden bugüne susmuyor öyle hemen:) Sonra bu kendinle olan ilişkin başkalarıyla, etrafınla olan ilişkilerini de yansıtan şeyler olabiliyor. Başka bir deyişle, kendinle olan ilişkin yumuşadıkça, şiddet azaldıkça, bu etrafa da sirayet ediyor. 

Aç değil ama bir oburluk peşinde olduğum zamanlarda, dolabın önündeki mesailerimde anladım ki, hamurlu şeyler ben de güvenlik ihtiyacına karşılık geliyor. Midemi şöyle hamurla bir döşeyeyim de, o mide buran hisler var ya, onlardan uzak durayım. Hissetmeyeyim! Endişe, kaygı, korku gibi duygulara hazır koruma paketleri. (sonra can simidi oluyorlar bir de:) ) Tatlı ise yalnızlık. (ay söylemesi ne garip:) acınası, zavallı gibi) Her tatlı yediğimde wooaaaa yalnız mısın haaaa! demeyeceksiniz di mi:)

Böyle gecenin 2’sinde canım bir şeyler yemek istiyor, ne bilmiyorum. Niye aşerdim şimdi diye düşünüyorum. “Ya tamam işte farkındasın şu an, aç değilsin, gidip o farkındalığı da ye!” Neyse bulaşmadım hiç. Yattım:) Dün öyle alelade bir acıkmaydı. Bir önceki öğün akşam yedi gibiydi zaten. Ama o saatten sonra yememek de sabahki pratiğe hizmet ediyor. Ama diğer aşermelerde her neyse o duygunun içinde kalmak gerekiyor. 

Geçen gün bana gelecek bir arkadaşım, “Yiyip içeceğiz di mi?” diye sordu:) Yok öyle “Mülteci kampı gibi yaşamayacağız, gel merak etme!” Zaten "yemeyeceğim hayır diye" şiddet uygulamıyorum kendime. Nisan ve Mayıs’ın çoğunda gluten, şeker, alkol koyvermiştim işte. İzin veriyorum kendime. Ama zihnin o oyunlarına gelmemek ya da bilerek göz ardı etmek mühim:) (Uzatmış olabilirim, olsun.)

Velhasıl sabah boş midemle yogamı yeni yarattığım alanda yaptım. Evde misafirlerim olunca hemen yeni duruma adapte oldum. Benimki bir şey değil. Kocaman evde, yeni zamanlamalara ve mekana adapte olmak, hem de çalışmıyorken çok kolay. Asıl çalışan, işe gitmeden/işten gelince pratiğini yapan, evli, çocuklu, her şeye yetişen, hem de bazen tek başına koşturan, yeten... Hastalık, beslenme gibi bir sürü önceliği varken yogaya, yazıya, sınıf derslerine zaman yaratan, alan açan tüm arkadaşlarımı hayranlıkla izliyorum. Ne kadar güzeller! Bana bolca ilham ve güç veriyorlar. 

Ayrıca yazdıklarımla ilgili “Burçe yazmaya devam et!” diyen, sarıp sarmalayan, kucaklayan herkese teşekkür ederim. Nasıl mutlu oldum. Ne kadar çok kişi benzer şeyler yaşıyormuş, oh be yalnız değilmişim dedim! Sürekli yazıp bir paylaşamama sendromu vardı. Bir tamamlayamama hali var bir sürü şeyde. Bu iyi bir adım benim için. Mutluyum vakit ayırıp okuduğunuz ve bana sorular, yorumlar ve cevaplarla geldiğiniz için. Benim gibi ürkek ceylan blog yazan kimseye ilaç. Muah!



2 yorum:

  1. Her seferinde oradan oraya savrulan zihnimi durdurup düşündürdüğün için teşekkürler..Bir ürkek taze blogcu da burada var

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne mutlu bana Ayça'cım. Kocaman sarıldım!

      Sil

 
Take The Fake Cake