29 Mayıs 2017 Pazartesi

Bir Yoga Günlüğü: Gün 0 - Yarım Kalan İşler


Pınar Üstün tam da zamanında #28günyoga pratiğimizi yapıp, yazmamız için bir "dayanak ve destek mekanizması" süreci başlattı. Detayları hemen şurada. Pratiğimi aksatmaya meylettiğim, yazıp yazıp bozduğum yazılar ile kişisel sürecime dair hissiyatımı şöyle anlatmaya çalışayım. 

Dün akşam oturdum Defne Hocama mail yazacağım. Kafamdakileri en öz şekilde nasıl anlatsam, bilemiyorum. Kısaltamıyorum, dönüp dolanıyorum. Belki de asıl mevzuya varmamak için bilemiyorum. Açıp bloguna göz atayım, belki cevabımı bulurum yine, hep olduğu gibi dedim. Açtım okuyorum. Hashtag: #sevgi, #aşk . Acaba nedir, nasıldır? Gündemim bu:) Gözleri kalpli emojilerimi şuralara serpiştireyim istiyorum. 

Yok baktım dallanıp budaklanıyor. Eh bloga koyayım bunu bari dedim. Yok, o da olmadı. Sonuna varamadım yazının.

Dağınık. Kalabalık. Karışık yazılar. 

Dahası asıl derdimi anlatabildiğimden emin değilim. Anladığımdan da. 

Murat Gülsoy’un Yaratıcı Yazarlık derslerine giderken yazdığım öykü ödevlerinden birini bir arkadaşıma attım gece bahsi açılınca. “Çok öznel olmuş. Senin hissettiğin hallerin bizde de halihazırda olduğunu düşünmüşsün.” dedi.

Bu bir neden olabilir. Daha doğrusu böyle bir durumum var. Ne demek istediğimi tam anlatabiliyor muyum, emin değilim. Geçtim onu. Tüm kurs süresinde tamamlayıp gönderdiğim tek öykü o olmuştu. Ondan sonra yazıp çizip gönderemedim bir türlü. Toparlayamadım. İstanbul’da günlerim deneme, günlük, öykü yazma çalışmalarıyla geçiyor ama günlük dışında nihayete eren ya da paylaştığım elle tutulur bir şey yok ortada. Mesela Amsterdam’a gidip fotoğraflı, yazılı post hazırlayıp koyamadım niyeyse. Bir yerlere geliyor, orada kalıyorum bu dışa vurum esnasında. 

Peki yoga? 

Normalde hayatıma shadow yoganın girişiyle birlikte her gün sürdürmeye çalıştığım yoga pratiğimi, yeme- içme düzenimi Nisan ayında iyice aksattım. Hatta bir elin parmaklarını geçmedi son sınıf derslerimizden sonra kendi başıma yaptığım pratik. Kaş’a gelip ev tuttuğumdan itibaren de izin verdim kendime. Hatta iki üç gün alkolden uzak durmuşumdur bir aya yakın bir sürede. Glüten, tatlı, alkol, yogasız günler ancak Şirince’deki bitirme kursu sonrasında duruldu ve artık yolculuklarım da bittiği için kendime o tarihe kadar izin vermiştim ya da bahane etmiştim işte. 

Şirince’den 21’inde döndüm Kaş’a. Yoga pratiğime yeni ay ve bir gün izin dışında devam ettim. İstisnasız her yoga yapışımda bir hissiyat var. Aşkla başlıyorum. Tam kurmastana’da zihnim başlıyor: “Tamam ya bence bırak. Sonraki günlerde düzgünce yaparsın zaten. Kaç gündür de düzenli gidiyorsun. Bence bırak şimdi.” Vahni’ye geçiyorum. “Tamam bence soğumalara geç artık ve bitir. Off soğumalar da ne kadar uzun. Zaten bir yoga süresi gibi." Atıyorum adımımı virastana için. Neyse ondan sonrası geliyor güzelce, tatmin tamamlıyorum. 

Benzer şey, hatta bunun en iddialısını Şirince’de bir sabah dersimizde yaşadım. Birinci savaşçıda “Tamam daha fazla devam etmek istemiyorum. Bu ders nasıl bitecek? Geçtim onu kamp nasıl bitecek? Bırakayım bence ben. Yapamayacağım herhalde.” 

Evet bunların vrittiler, beynin anlattığı masallar olduğunu biliyorum. Ha gayret devam ediyorum. Ama niye bu savaş, çekişme bilmiyorum. Henüz. 

Derken o gün mayurasana’yı ilk kez öğrenmeye başladık. Beni müthiş ateşleyen, enerjimi yükselten bir şey oldu. Bitmez gibi gelen pratik de kamp da bitti gitti. Müthiş ayrıldım oradan. 

Eh buradaki pratiklerimde de mayurasana bana enerji vermeye devam ediyor. İlk yapmayı denediğimde” ayaklarım kalkar herhalde” diyen yapabileceğim gibi bir hissiyata, korku eşlik ediyordu. Pınar’a sorup durdum: “deneyeyim mi, nasıl yapayım” 

Şimdi deniyorum korkmadan. Henüz değil ama bir gün belki:)

Bir de tüm sene takip ettiğim derslerin aksine Şirince’de prelüdlerin sırasını, adını vs not etmedim hiç deftere. Dur aklıma not edeyim. Sonra alırım kızlardan dedim. Bir haftadır atladığım asanalar ya da noktalar gelip çarpıyor şu an yüzüme.  Ben de Fatma’dan istedim şimdi notları. Biraz çalışıp öyle yapayım yogamı. Özensizlik gibi ama değil gibi de. İçinden geldiği gibi. Bakalım ne alabilmişim, önce onunla bir kendimi göreyim gibi. Notlara obsesif gibi bakmadan. 

Bir diğer konu işte bu yoganın tüm hayatıma ayna tutması. Tüm süreçlerle paralellik göstermesi. Bu gidip-gelişler, durduran noktalar ne ola ki? Göreceğim. Belki.

Biri diğerindeki tıkanıklıkları açıyor zaman zaman. Ya da o tıkanıklıklara sebep oluyor. 

Yoganın ezber bozan doğası sağolsun, bir sürü değişim süreciyle ve sonucuyla belki geldim Kaş'a. Bir yandan aile ağacı - psikodrama ve bireysel terapi sürecinin de doğal sonucu olan bilinçli ve istekli bozulmuş gerçeklik, yıkılmış inançlar, yoganın alışkanlıkları kıran etkilerini hala üzerimde taşıyorum. Değişim rüzgarları vücudumda esmeye son sürat devam ediyor. Öyle ya regl düzenim bile değişmişti, değişmeye, iyileşmeye devam ediyor. 

Bu kadar yer yurt, huy su değişimi varken dün düşündüm bir sabite ihtiyacım var. Kim o, ne o? Aile değil. Öyle her arkadaş, ya da arkadaş çevresi, içine doğup büyüdüğüm insanlar ve onların inanışları, sevme anlayışları, görüşleri, düşünceleri değil. Orası kesin. 

Aklıma bir Defne Hocam geldi, bir de dost. O yüzden dün de hocamın şu söyleşisini de okuyunca sarıldım dosta, ve koyuldum hocaya mail yazmaya. E-maili tamamlayamadım işte.:)  Olsun hangi düzlemde olduğumu hatırlamak, o eksende dolanmak iyi geldi. Şu yazısı da "Sevginin tersi nefret değil, aslında korku." diye başlayarak çarkların tıkanıklığına bir nebze olsun yağ sürdü. Bu sabah da Pınar’ın #28günyoga yapıp, yazma önerisini okuyunca evet dedim. Yaşasın shadow yoga. Ayaklarımı yere bastıran sabitim bir, iki değilmiş işte. 

İlk pratiği akşam yapıyorum bugüne özel. Sabah pilates dersim vardı 9:00'da. Daha öncesinde kalkıp da yapamadım yogamı. Sonraki pilates saatlerini düzenleyeceğim artık yogayı engellemeyecek şekilde. Çünkü en çok sabah aç karnına yapmayı seviyorum. 

Bakalım sevgi, aşk, yoga, yazı, özen, Kaş, eş, dostluğa, içtenliğe dair beni neler bekliyor. 

Aşkla, yazı ve yogayla kalınız:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Take The Fake Cake